| İşverenin Sorumluluğu
Salı, 09 Eylül 2008
İŞVERENİN İŞ KAZASI VE MESLEK HASTALIĞINDAN DOĞAN HUKUKİ SORUMLULUĞU
A.GİRİŞ
İş Kanunu madde 2'ye göre işçi; bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan
gerçek kişidir. İşveren ise; işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişi yahut
tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlardır. Avrupa Birliği müktesebatında
işçi ve işveren arasındaki hukuki bağı açıklamak üzere "iş sözleşmesi"
ve/veya "iş ilişkisi" deyimleri kullanılmaktadır. İşçi ve işveren tanımlarını
buna göre tespit etmek gerekmektedir. İşçi ve işveren niteliğinin kazanılmasında
iş sözleşmesine göre çalışmanın varlığına bakılacağı vurgulanmıştır. Madde
8'e göre iş sözleşmesi bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi, diğer
tarafın da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşmedir. İş Kanunu
gerekçesine[1] göre;İşçi tanımı yapılırken, iş sözleşmesine dayanarak
çalışma yeterli görülmüş, iş sözleşmesinin unsurları olan "herhangi bir
işte" ve "ücret karşılığı çalışmak" ibarelerine ayrıca yer verilmemiştir.İşçi
tanımında işgücünü işverene sunan bir varlık olarak "gerçek kişi" özelliği
vurgulanmıştır. Bu yönden yola çıktığımızda işçi kavramında iş sözleşmesine
dayanarak herhangi bir işte çalışma,bir ücret karşılığı çalışma ve işverene
bağımlı olarak işi görme unsurları; işveren kavramında da işçi çalıştırmanın
bir ücret karşılığı olacağı yer alacaktır.
--------------------------------------------------------------------------------
[1] http://www.basbakanlik.gov.tr/kanuntasarilari/işkanunu/maddegerekceleri
İş kazası ve meslek hastalığı kavramlarının da tespiti gereklidir. İş
kazası ve meslek hastalığının tarifi 506 Sayılı Yasanın 11. maddesinde
verilmiştir: Madde 11 - A) İş kazası, aşağıdaki hal ve durumlardan birinde
meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedence veya ruhça arızaya
uğratan olaydır:a) Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada, b) İşveren
tarafından yürütülmekte olan iş dolayısiyle, c) Sigortalının, işveren
tarafından görev ile başka bir yere gönderilmesi yüzünden asıl işini yapmaksızın
geçen zamanlarda, d) Emzikli kadın sigortalının çocuğuna süt vermek için
ayrılan zamanlarda, e) Sigortalıların, işverence sağlanan bir taşıtla
işin yapıldığı yere toplu olarak götürülüp getirilmeleri sırasında. B)
Meslek hastalığı, sigortalının çalıştırıldığı işin niteliğine göre tekrarlanan
bir sebeple veya işin yürütüm şartları yüzünden uğradığı geçici veya sürekli
hastalık, sakatlık veya ruhi arıza halleridir. Bu kanuna göre tesbit edilmiş
olan hastalıklar listesi dışında herhangi bir hastalığın meslek hastalığı
sayılıp sayılmaması üzerinde çıkabilecek uyuşmazlıklar, Sosyal Sigorta
Yüksek Sağlık Kurulunca karara bağlanır. Yargıtay ; sigortalının işyerinde
bulunduğu sırada onu bedence aksaklığa uğratan olayların dahi iş kazası
olması gerektiği görüşündedir[1]. B.İŞVERENİN SORUMLULUĞUNUN KAYNAKLARI
İş Hukuku, iktisadi yönden işverene bağlı işçinin korunması ve buna bağlı
olarak haklarının savunulması amacıyla düzenlenmiştir. Zira işverene bağlı
olarak onun emir ve talimatları altıda çalışan kimsenin işçi olması nedeniyle
konumu işverene göre daha fazla korunmayı gerektirmektedir. İşçi iktisadi
bakımdan da işverene bağlı durumdadır. İş Hukuku ekonomik düzenin şekillenmesi
ve işyeri verimliliğinin arttırılması bakımından da işleve sahiptir. TC.nin
sosyal bir hukuk devleti olması temel hak ve ödevler başlığı altında anayasal
düzenlemelere gitmiş olması da işçiyi korumaya yönelik düzenlemelerdir.Ayrıca
hukuk kurallarının uygulanması bakımından da işçi yararına yorum ilkesi
söz konusudur. İşverenin işçiyi koruma borcu kanun ve tüzüklerle düzenlenmiştir.
Başka bir deyişle; bu borcun kaynağı emredici hukuk kurallarıdır. İşverenin
iş mevzuatından doğan yükümlülüklerini veya sözleşmeden doğan borçlarını
yerine getirmemesi kendisi hakkında çeşitli hukuki, cezai, idari yaptırımların
uygulanmasına sebep olacaktır[2]. Bu nedenle işverenin koruma önlemleri
alma borcunun yanı sıra işçinin de koruma amacıyla getirilen önlemlere
uyma borcu vardır. C.İŞVERENİN HUKUKİ SORUMLULUĞU İşverenin, iş kazası
ve meslek hastalığından doğan sorumluluğunun hangi esasa dayanacağı, kusura
bağlı olarak mı söz konusu olacağı meselesi doktrinde tartışmalıdır. İşçinin
yararına yorum ilkesi açısından bakacak olursak, işveren açısından kusursuz
sorumluluğun söz konusu olması gerekir. Ancak kusursuz sorumluluğun söz
konusu olacağı haller ancak kanunda belirtilen hallerde mümkündür.İş Kanunu
bakımından böyle bir hüküm söz konusu değildir.506 sayılı Sosyal Sigortalar
Kanununa göre;İşverenin sorumluluğu; Madde 26 - (Değişik birinci fıkra:
20/6/1987 - 3395/2 md.) İş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı
veya işçilerin sağlığını koruma ve iş güvenliği ile ilgili mevzuat hükümlerine
aykırı hareketi veyahut suç sayılabilir bir hareketi sonucu olmuşsa, Kurumca
sigortalıya veya hak sahibi kimselerine yapılan veya ileride yapılması
gerekli bulunan her türlü giderlerin tutarları ile gelir bağlanırsa bu
gelirlerinin 22 nci maddede belirtilen tarifeye göre hesaplanacak sermaye
değerleri toplamı sigortalı veya hak sahibi kimselerin işverenden isteyebilecekleri
miktarlarla sınırlı olmak üzere Kurumca işverene ödettirilir. (Ek cümle:
29/7/2003 - 4958/28 md.) İşçi ve işveren sorumluluğunun tespitinde kaçınılmazlık
ilkesi dikkate alınır. İş kazası veya meslek hastalığı, 3 üncü birkişinin
kasıt veya kusuru yüzünden olmuşsa, Kurumca bütün sigorta yardımları yapılmakla
beraber zarara sebep olan 3 üncü kişilere ve şayet kusuru varsa bunları
çalıştıranlara Borçlar Kanunu hükümlerine göre rücu edilir. (Ek: 24/10/1983-2934/3
md.) Ancak; iş kazası veya meslek hastalıkları sonucu ölümlerde bu Kanun
uyarınca hak sahiplerine yapılacak her türlü yardım ve ödemeler için,
iş kazası veya meslek hastalığının meydana gelmesinde kasdı veya kusuru
bulunup da aynı iş kazası veya meslek hastalığı sonucu ölen sigortalının
hak sahiplerine Kurumca rücu edilemez. İşverenin sorumluluğu İş Kanununda
herhangi bir hükümle düzenlenmemiştir. Yalnız işverenin iş sağlığı ve
güvenliğine yönelik yükümlülükleri düzenlenmiştir(md.77,78) Bu hükümler
de sorumluluğun yerine getirilmesi için söz konusu olmaz. Bu nedenle BK.
hükümleri uygulama alanı bulacaktır. BK.da esas olan kusur sorumluluğudur.
Kusursuz sorumluluğun söz konusu olması ancak yasal bir düzenleme ile
mümkündür. Hukukumuzda işverenin kusursuz sorumluluğu konusunda yasal
bir dayanak bulunmaması nedeniyle Süzek; işverenin işçiyi gözetme borcundan
doğan sorumluluğunun, kusur esasına dayalı olduğunu kabul etmenin yürürlükteki
hukuk sistemimize uygun düşeceği kanaatindedir.[3] İşçinin tüm zararının
Sosyal Sigorta tarafından karşılanmaması durumunda problem ortaya çıkmaktadır.
Bu aşamada işverenin sorumluluğu hususu devreye girmektedir. Ancak bu
sorumluluğun hangi esasa dayanacağı tartışmalıdır.1987 tarihli HGK. Kararına
göre;¨Yargıtay, ilk kararlarında iş kazalarından doğan sorumluluğun haksız
fiile dayandığını kabul etmişken, zamanla işçinin daha yararına olan akdi
sorumluluğu benimsemiştir.Sosyal ve ekonomik ve kültürel alanda meydana
gelen gelişmeler nedeniyle akdi sorumluluğun da yetersiz kalması üzerine
Yargıtay,son uygulamalarında istikrarlı şekilde tehlike sorumluluğu görüşünü
kabul etmektedir.¨[4] 1.Sorumluluğun Kurulması İşçinin uğradığı zararın
sorumluluğa yol açabilmesi için bazı koşulların gerçekleşmesi gerekir:
a.İş kazası olmalıdır İş kazasının tanımı kanunda verilmiştir. İşverenin
emir ve talimatı altında bulunma iş kası kriteri bakımından önem taşır.
Yargıtay karalarında değerlendirme yaparak her bir olayın iş kazası kapsamına
girip girmediğini belirlemektedir. Buna göre[5] ;sigortalı, işyerinde
bulunduğu sırada öldürülmüştür. Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada
onu bedence aksaklığa uğratan olaylar dahi iş kazasıdır. Anılan hüküm,
tamamlayıcı hüküm niteliğindedir. Bir konuda tamamlayıcı hüküm olunca,
tamamlamada o hükmün gözönünde tutulmasında yasal ve hukuksal zorunluluk
vardır denilmiştir. Başka bir kararda[6]günlük çalışma saati sona erdikten
sonra, işin görülmesiyle ilgili olmayan bir nedenle gerçekleşen olay iş
kazası olarak nitelendirilemeyeceğinden, kaza ile görülen iş arasında
nedensellik bağının bulunmadığı böylesi durumlarda işverenin tazminle
sorumluluğu yoluna gidilemez.b.İşverenin kusurlu olması Yargıtay çoğunlukla
kusursuz sorumluluk, tehlike sorumluluğunu benimsemiş olmasına rağmen
işverenin kusuru da dikkate alınacaktır. Kusurun olmadığının kesin tespiti
işvereni sorumluluktan kurtaracaktır. İşverenin kusurunun tespiti bakımından
diğer unsurların olup olmadığı da dikkate alınacaktır. İşverenin kusuru
akdi veya kanuni yükümlülüklerinin her birine uymaması sebebiyle söz konusu
olabilecektir. Örneğin;işveren,iş kazasına ilişkin sigorta olayının doğurmuş
bulunduğu zarardan sorumludur.Alınması gerekli bir işgüvenliğinin alınmaması
durumunda bu sorumluluk ortaya çıkar[7] İş kazasında işverenin gerekli
önlemleri alma yükümlülüğü, iş güvenliği yönetmeliklerince belirlenenlerin
yanında, yaşamın olağan akışı içinde oluşabilecek tehlikeleri giderici
çalışmaları da içerir[8]. c.İşverenin kusuru sonucunda zararın meydana
gelmesi İlliyet bağının söz konusu olabilmesi için kusur sonucu zarar
meydana gelmelidir. İşçinin uğradığı zarar iş kazası veya meslek hastalığından
doğmalıdır. Kanunda tanımı verilen şekilde gerçekleşen olaylar iş kazası
ve meslek hastalığı kapsamına sokulabilir. Zararın bu nedene dayanması
illiyet bağını açıklar. İş kazası veya meslek hastalığı ile zarar arasında
uygun illiyet bağı olmalıdır [9]. İlliyet bağının bulunmadığı veya kesildiği
durumda işverenin sorumluluğunun hukuki temeli sona erecek, bu nedenle
sorumluluk söz konusu olmayacaktır [10]. İşyerinde güneş çarpması sonucu
fenalaşan işçi hastanede güneş çarpması olayı ile ilgisi olamayan kalp
krizi nedeniyle ölürse illiyet bağı kesilmiş olur. 2.İlliyet Bağının Kesilmesi:
İlliyet bağı üç durumda kesilebilir. Bunlar; a.Mücbir sebep: İşveren gereken
tüm yükümlülüklerini yerine getirmesine rağmen elde olmayan ve aynı zamanda
da engelleyemeyeceği çeşitli nedenlerden dolayı zararın meydana geldiğini
kanıtlayarak sorumluluktan kurtulabilir.Örneğin deprem,sel vs.. b.Üçüncü
kişilerin ağır kusuru: Üçüncü kişilerin tam ve ağır kusuru da illiyet
bağının kesilmesine sebep olur. İşverenin yükümlülüklerini yerine getirmesine
rağmen üçüncü bir kişinin zarara neden olacak fiilini öngörmesi kendisinden
beklenemez. Sorumluluğun kalkması için işverenin akdi ve kanuni yükümlülüklerini
yerine getirmiş olması gerekir.Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bir kararında
: ¨işverence temin edilen araca binip işyerine gitmekte olan işçinin karşıdan
gelen başka bir aracın kusurlu çarpması sonucu ölümü ile sonuçlanan olayın
506 sayılı kanunun 11. maddesine göre iş kazası olarak nitelendirilmesi
gerekeceği kuşkusuzdur.Ancak kazanın iş görülürken gerçekleşmiş olması
,sorumluluk için yeterli değildir.Çünkü olay üçüncü kişinin tamamen kusurlu
davranışı sonucu gerçekleştiği için,..illiyet bağının varlığından söz
edilemez[11].¨ c.İşçinin ağır kusuru: İşverenin emir ve otoritesi altında
bulunan işçinin de iş sözleşmesinin tarafı olmasından kaynaklanan yükümlülükleri
vardır. Yalnızca işverenin yükümlülüklerini yerine getirmesi beklenemez.
Asgari olarak işçinin de emir ve talimatları yerine getirirken gerekli
dikkat ve özeni göstermesi gerektiğini belirtebiliriz. İşçinin korunması
amacının korunduğu koşullarda işverenin her halde sorumluluğuna gidilmesi
de hukuka aykırı olarak hak almaya sebep olabilecektir. Bu nedenle işçinin
de işi yerine getirirken ağır kusurunun[12] bulunduğu hallerde işverenin
zarardan kaynaklanan sorumluluğuna sebep olacak illiyet bağının kesilmesi
gerekir. İşçinin bizzat kendi kusuruyla sebep olduğu zararlardan işverenin
sorumlu olması beklenemez. Buna karşılık bu kusur illiyet bağını kesecek
ağırlıkta değilse, bu durum işçinin müterafik kusuru sebebiyle işverence
ödenecek tazminattan indirim nedeni sayılır[13]. SSK. Kapsamında illiyet
bağının kurulması için kazanın yapılan işle ilgisinin bulunması aranmamaktadır.
Bu nedenle örneğin öğleyin avluda voleybol oynarken düşüp sakatlanma SSK
anlamında iş kazasıdır[14]. Burada ana unsur yerin işyeri kapsamında olmasıdır.
Yargıtay da işyerinin sınırları içerisinde bulunmayı iş kazasının oluşumu
için yeterli bulmaktadır. Sigortalı işçi düşmanları tarafından öç almak
maksadıyla işyerinde öldürülmüş olduğuna göre 506 sayılı kanunun 11. maddesine
göre iş kazası sayılmalıdır. Açıklamaların yanı sıra yapılan işle ilgisi
olmak kaydıyla kaza işyeri dışında da gerçekleşse uygun illiyet bağının
kurulduğu kabul edilebilir. Bu nedenle işçilerin işyerine araçla taşınmaları
esnasında meydana gelen kaza işle ilgili sayıldığından bahisle iş kazası
sayılmıştır. Önemli olan hukuka ve hakkaniyete uygun olarak durumun değerlendirilmesidir.
Yargıtay yukarıda da anılan kararında olduğu gibi tehlike sorumluluğuna
da yer vermektedir. Tehlike sorumluluğu işin görülmesi esnasında, işin
gereklerinden kaynaklanan durumlarda işin nimetlerinden yararlananın tehlikelerine
de katlanacağı esasına dayanır. D. TAZMİNATA İLİŞKİN ESASLAR İşçi ile
işveren arasındaki hukuki ilişkinin kaynağının akit olması nedeniyle işçi
davasında akdi sorumluluk esasına da dayanabilecektir. Bu durumda Borçlar
Kanunu madde 96 ve 332 'ye dayanabilir. İşçi burada iş kazası veya meslek
hastalığına maruz kaldığı ve bu yüzden zarar uğradığı hususunu ispat edecektir
[15]. İşveren akdi sorumlulukta iki unsurdan birini ispat ederek sorumluluktan
kurtulabilir: 1.Gerekli tedbirlerin alınmasında kusuru bulunmadığını ispat
etmesi: Gerekli tedbirlerin alınmasında kusurlu olmamasını gerektirecek
nedeni ispatlaması gerekir. Bunun yanı sıra eğer yardımcı kişinin bir
hareketi sonucu zarar meydana gelmişse işveren bu zarardan da BK 100 yardımcı
kişilerden sorumluluğu düzenleyen hüküm gereğince sorumlu olacaktır. Bu
sorumluluktan kurtulması; yardımcının hareket tarzında kendisi bulunsa
idi bu hareket tazının kendisi için kusur sayılmayacağını ispat etmesi
ile mümkündür. 2.İlliyet bağının bulunmadığı: Sorumluluğa neden olacak
durumun gerçekleşmesi ile tedbir alınmamasının arasında illiyet bağının
bulunmaması durumudur. Bunu ispat etmesi halinde sorumluluk son bulur.
Ayrıca iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almaması sebebiyle emredici
hükümlere aykırılık söz konusu olduğu için haksız fiil sorumluluğuna da
gidebilecektir. Bu durumda iki sorumluluk yarışacaktır. İşçi dilediği
tazminat yöntemini seçebilir. Yalnız işçinin akdi sorumluluk tazmin yöntemini
seçmesi yararınadır. İşçi haksız fiil hükümlerine dayandığı takdirde işverenin
kusurunu ispat etmelidir. Yalnız akdi sorumluluğa dayanırsa yukarıda da
belirtildiği gibi ispat yükü işverene ait olacaktır. Bunun yanı sıra akdi
sorumluluk esasına dayalı davada zamanaşımı süresi 10 yıllık genel zamanaşımı
süresine tabi olacaktır. Haksız fiile dayalı davada ise bu süre 1 yıldır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu işverenin iş kazasından doğan zararlardan
kaynaklanan sorumluluğunun tehlike esasına dayandığını belirttiği bir
kararında sorumluluğun tespiti bakımından hak ve nesafet kurallarının
da göz önüne alınması gerektiğini belirtmiş,BK madde 43 gereği tazminatın
sureti ve derece-i şumulünü hal ve mevkiin icabına ve hatanın ağırlığına
göre tayin edileceğini belirtmiştir[16]. E.SONUÇ İşverenin iş kazası ve
meslek hastalığından doğan sorumluluğu kanunlarımızda net ve belirleyici
biçimde belirtilmemiştir.Bu nedenle uygulama ve içtihat yoluyla bu açık
kapatılmaya çalışılmaktadır. İşverenin hukuki anlamda sorumluluğunun belirlenmesi
olaylarda daha net bir çerçeve çizilmesini sağlayacak, kanuni anlamda
da işverenin hareketlerinin getirisinden haberdar olması ve tüm hukuk
düzenince işçinin işveren karşısında daha haklı bir biçimde korunmasını
sağlayacaktır. Yargıtay'ın bu bakımdan yaptığı belirleme ağırlıklı olarak
kusursuz sorumluluk esasına dayanmaktadır. Bu kriterde de tespitin çok
iyi yapılması ve sorumluluğun iş sözleşmesinin her iki tarafı için de
hakkaniyete aykırı bir sonuç doğurmamasına dikkat edilmesi gerekir |