| İşyerini Terkeden İşçiyi Çalıştıran
Yeni İşverenin Sorumluluğu
Salı, 04 Kasım 2008
İŞ KANUNU 15.MADDE UYARINCA
İŞYERİNİ TERKEDEN İŞÇİYİ ÇALIŞTIRAN YENİ İŞVERENİN
SORUMLULUĞUNUN KOŞULLARI VE HUKUKİ NİTELİĞİ
I. GİRİŞ
İş Kanunu 15.maddede ilginç bir düzenleme yer almaktadır. Borçlar Hukukunun
genel ilkeleriyle açıklanmaya çalışıldığında bazı zorluklarla karşılaşılan,
"yeni işverenin sorumluluğu"nu düzenleyen bu hüküm çalışmamızın konusunu
oluşturmaktadır. Maddede düzenlenen sorumluluğun niteliğinin belirlenmesindeki
zorluk, doktrindeki yazarların değerlendirme ve görüşleri incelendiğinde
de kendisini açıkça göstermektedir. Sadece sorumluluğun niteliğinin belirlenmesi
bakımından değil, maddenin getiriliş amacı bakımından dahi birbirinden
çok farklı görüşlerin ileri sürüldüğü görülmektedir.
Doktrinde, bu hükmün hangi amaçla getirilmiş olabileceği sorusuna değişik
cevaplar verilmiştir. Hükmün getiriliş sebebini, iş hayatında işverenin
kalifiye işçisinin daha yüksek ücret ödenmek veya değişik menfaatler sağlanmak
yolu ile başka işverenlerce kendi işlerine alınması ve bu şekilde oluşacak
haksız rekabetleri önleme amacına dayandıranlar yanında; buradaki asıl
amacın, yeni işvereni işlediği fiilin sonuçlarından sorumlu tutmaktan
çok, işçilerin haksız fesih halinde iş bulmalarını güçleştirerek onların
bu davranışlara eğilmelerini engellemek, işçinin hareketinden işverenleri
de sorumlu tutmak yolu ile işçinin yeni iş bulmasını güçleştirerek, başka
bir yoldan bunların haksız fesihlerine de engel olmayı sağlamak olduğunu
kabul eden görüşler de bulunmaktadır.
İşçi, süresi belirli olan ya da olmayan bir hizmet sözleşmesini bırakarak
başka bir işverenin işine girebilir. Daha iyi koşullarda çalışma örneğin
daha yüksek ücret temin etmek, çalışma şartlarının daha hafif olması ya
da işveren veya iş arkadaşları ile anlaşamamak gibi sebeplerle işini terkeder
ve bundan bazen işverenini haberdar dahi etmez. Bu davranışı onun herşeyden
önce sözleşmeden doğan sorumluluğunu gündeme getirecektir. İşveren işçinin
bu eyleminden hiç zarar görmeyebilir, fakat büyük zararlara maruz kalması
da mümkündür. İşçi bu zararı tazmin ile yükümlü olsa da, işçinin bu yükümlülüğünü
yerine getirip getiremeyeceği şüpheli olduğundan, diğer bir ifadeyle bu
yükümlülüğünü ne ölçüde yerine getirebileceği belirsiz olduğundan İş Kanunu
15. maddede "belirli durumlarda" işçiyi işe alan yeni işverenin de işçi
ile birlikte sorumlu olmasının koşulları düzenlenmiştir. Çalışmamızda
sözünü ettiğimiz bu koşullar ve yeni işverenin sorumluluğunun hukuki niteliği
inceleme konusu yapılacaktır.
II. İŞ KANUNU 15.MADDEYE GÖRE, YENİ İŞVERENİN SORUMLULUĞUNUN DOĞMASI İÇİN
GEREKLİ OLAN KOŞULLAR
A. GENEL OLARAK
Hizmet sözleşmeleri kural olarak belirli süreli olarak yapılmışsa sürenin
bitiminde, belirsiz süreli olarak yapılması halinde ise taraflardan birinin
diğer tarafa yönelteceği fesih bildiriminden sonra, işçinin çalışmış olduğu
süreye göre geçmesi gereken müddet bitiminde sona erecektir . Kural bu
olmakla beraber, gerek işçinin gerekse işverenin aksi yönde bir harekette
bulunması da mümkündür. Bu anlamda her iki tarafın da, hizmet sözleşmesinin
belirli süreli olması durumunda, sözkonusu belirli süre sona ermediği
halde, sözleşmeden doğan temel borçlarını yerine getirmemeleri; sözleşmenin
belirsiz süreli olması halinde ise fesih bildiriminde bulunduktan sonra
İş Kanunu md.13/A'da belirtilen bildirim sürelerine uymamaları sözkonusu
olabilir. Ne var ki, çalışma hayatında makul bir güven ortamını tesis
etmek amacını güden mevzuatın böyle bir durumu koruması mümkün değildir.
Bu maksatla İş Kanunu birtakım yaptırımlar getirmiştir. İnceleme konumuz
olan İş Kanunu 15.madde de bunlardan biridir.
Günümüzde, özellikle yerine yenisi zor bulunacak tarzda özelliklere sahip
olan işçiler sözleşme süreleri dolmadan ya da ihbar önellerine uymadan,
yeni işverenin sunduğu daha yüksek ücret veya daha çekici çalışma koşullarının
etkisiyle işlerini terkedebilmektedirler . Nitelikli elemanlara ihtiyacın
giderek arttığı günümüzde bu durum doğal karşılanmakta ise de, bazı hukuki
problemleri de beraberinde getirmektedir. Üstelik, sözkonusu işçilerin
aldıkları yüksek miktarlardaki ücretler de dikkate alındığında, doğan
ihtilaflar sonucunda sözkonusu olabilecek tazminat miktarları ciddi oranlara
ulaşabilecektir. İşte İş Kanunu 15.madde belirli koşulların gerçekleşmesi
halinde, eski işverene ödenmesi gereken bu tazminattan, işçiyi işe alan
yeni işvereni de, işçi ile birlikte sorumlu tutma yoluna gitmiştir.
İş Kanunu 15.maddede "yeni işverenin" sorumluluğu düzenlenmektedir. Buna
göre, süresi belirli olan veya olmayan sürekli hizmet sözleşmesi ile bir
işverenin işine girmiş olan işçi, sözleşme süresinin sona ermesinden önce,
yahut, bildirim öneline uymaksızın işini bırakıp başka bir işverenin işine
girerse, hizmet sözleşmesinin bu surette feshinden ötürü eski işverenin
zararından işçinin sorumluluğu yanında yeni işveren de, a) işçinin bu
davranışına eğer kendisi sebep olmuşsa, b) işçinin bu davranışını bile
bile onu işe almışsa, c) işçinin bu davranışını öğrendikten sonra dahi
onu çalıştırmaya devam ederse, hakimin belirteceği derecede sorumlu olacaktır.
Görüldüğü gibi, 15.madde, yeni işverenin sorumluluğunu düzenlemektedir.
Yoksa işçinin sorumluluğunu değil. Çünkü işçi işini zamansız bıraktığı
takdirde, yeni işverenin işine girmemiş olsa bile, eski işverene karşı
sorumlu olacaktır. İşçinin sorumluluk kaynağı yeni işverenin işine girme
değil, haksız fesihte bulunarak eski işvereni zamansız bırakmadır.
Oğuzman'a göre, işverenin haksız feshinde işçinin zararlarının tazmini
kolayca mümkün ise de, işçinin haksız fesih yapması durumunda, ona işverenin
zararlarını tazmin ettirmek son derece güç bulunmaktadır. Bu nedenle İş
Kanunu, meydana gelen zararlardan işvereni de sorumlu tutarak ve böylece
işçinin yeni iş bulmasını güçleştirerek başka bir yoldan bunların haksız
fesihlerine engel olmaya çalışmıştır . Bu şekilde, işveren kanuna uygun
hareket etmeyen işçiyi işe almaktan kaçınmaya zorlanmış ve işçi de kanunsuz
yola başvurmaktan vazgeçmiş olacaktır.
İş Kanunu 15.maddede, işçinin işyerinden ayrıldıktan sonra çalışmak için
yanına girdiği işveren, "yeni işveren" olarak adlandırılmaktadır. İş Kanunu
2.md.'de yer alan, "Kanunun 5.md.'deki istisnalar dışında kalan bütün
işyerlerine, bu işyerlerinin işverenleri ile işveren vekillerine ve işçilerine
faaliyet konularına bakılmaksızın uygulanacağı" hükmünden hareketle, yeni
işverenin sorumlu olabilmesi için ona ait işyerinin, İş Kanunu kapsamına
giren bir işyeri olması gerektiği belirtilmektedir. Bu durum eski İş Kanunu'nun
yürürlüğü sırasında İş Dairesince yapılmış 22.11.1937 gün ve 3030 sayılı
bildiride de yer almıştır. Bildiriye göre, işçilerin işlerini terkettikten
sonra Kanun kapsamına girmeyen tarla işlerinde çalışmaları sebebiyle 15.md.'nin
uygulanmasının mümkün olmadığı ifade edilmiştir . Gerek Çenberci, gerekse
Yelekçi, işçiyi çalıştıran yeni işverenin, İş Kanunu anlamında işveren
olması ile olmaması arasında bir ayrım yapmanın gereksiz olduğunu belirtmekte,
maddenin düzenleme biçimini, amaca uygun olmaması nedeniyle eleştirmektedirler.
Maddeden de açıkça anlaşıldığı gibi, 15.md.'nin uygulanması yönünden,
işçiyle eski işveren arasındaki hizmet sözleşmesinin belirli ya da belirsiz
süreli olmasının bir önemi bulunmamaktadır ancak, sözleşmenin sürekli
bir işe ilişkin olması zorunludur. Bu nokta maddede " süresi belirli olan
veya olmayan sürekli hizmet akdi ile bir işverenin işine girmiş işçi"
ifadesinden de anlaşılmaktadır. İş Kanunu 8.md.'de nitelikleri bakımından
en çok 30 iş günü süren işlere süreksiz iş, bundan fazla süren işlere
de sürekli iş adı verilmektedir. Bir işin sürekli olup olmadığı bu işin
niteliği göz önüne alınarak tayin edilir. Bu nedenle, bir işin sürekli
ya da süreksiz olması, o işin fiilen devam süresi ile ilgili olmayıp,
objektif olarak işin devam edeceği süreyle belirlenmek gerekecektir.
Yeni işverenin yukarıda genel hatlarıyla açıklanan sorumluluğu bazı koşulların
gerçekleşmesine bağlanmıştır. İşverenin sorumluluğunun doğması herşeyden
önce işyerini terkeden işçinin sorumluluğu ile bağlantılı olduğu için,
aşağıda öncelikle işçinin sorumluluğu üzerinde durmakta fayda vardır.
B. İŞÇİ İLE İLGİLİ GERÇEKLEŞMESİ GEREKEN KOŞULLAR
İşçinin belirli süreli hizmet sözleşmesi ile çalışırken sözleşmenin süresi
dolmadan işini terketmesi, ya da belirsiz süreli bir hizmet sözleşmesi
ile çalışmaktayken bildirim sürelerine uymadan işten ayrılması ve yeni
bir işverenin buyruğunda çalışması halinde eski işverenine karşı sorumlu
olması, sonuç olarak da bu hareketinin sonuçlarına katlanması gerekecektir.
Aşağıda söz konusu haller ayrıntılı bir biçimde açıklanmıştır.
1. İşçinin belirli süreli hizmet sözleşmesi ile çalıştığı işyerinden sözleşme
süresinin bitmesinden önce ayrılması
İşçi ile işveren arasındaki hizmet sözleşmesi belirli süreli ise, işçinin
hizmet sözleşmesini sürenin sonunu beklemeden ani olarak, haklı bir fesih
sebebine dayanmaksızın feshetmesi bir haksız fesih oluşturur . Doktrinde,
işçinin hizmet sözleşmesini haksız surette sona erdirmesi durumunda Borçlar
Kanununun 96 ve devamı hükümlerinin uygulanması gerektiği belirtilmektedir
. BK.96.maddeye göre, alacaklı alacağının tümünü veya bir bölümünü alamazsa,
borçlu kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini kanıtlamadıkça bundan
doğan zararı ödemekle yükümlüdür.
BK.md.96 ve devamı maddelerine dayanan akdi sorumluluğun şartları dörde
ayrılmaktadır. Bunlar borçlunun borca aykırı davranması yani sözleşmenin
ihlali, zarar, davranışla (ihlal fiiliyle) zarar arasında uygun illiyet
bağı ve kusurdur. Borca aykırılık borcu yerine getirmeme, borcu ifa etmemedir.
Borçlu borçlanmış olduğu edimi, hiç veya gereği gibi yerine getirmez ya
da vaktinde ifada bulunmazsa, borca aykırı davranmış olur. Borcun ihlalinden
alacaklı aleyhine bir zarar doğmuş olmalıdır. Sözleşmenin ihlali sonunda
alacaklının hukukça korunan değerlerinde iradesi dışında meydana gelen
azalmaya akdi zarar denir. Sözleşmenin ihlali örneğin imkansızlık ya da
gereği gibi ifa etmeme ile gerçekleşen zarar arasında uygun nedensellik
bağı bulunmalıdır. Böylece sözleşmenin ihlali, olayların normal akışına,
genel hayat tecrübelerine göre somut olayda gerçekleşen türden bir zararı
meydana getirmeye niteliği gereği elverişli olmalıdır. Son olarak da borçlu
sözleşmeyi kusurlu olarak ihlal etmelidir. Burada akdi kusurun varlığına
gerek vardır . BK.96.md. sözleşmeyi ihlal ederek alacaklıya zarar veren
borçluya hukuki müeyyide olarak tazmin yükümlülüğü getirmiştir. BK.98/II.md.
uyarınca akdi zarar ve tazminatın hesaplanmasında haksız fiil sorumluluğuna
ilişkin BK.md.42 vd. hükümleri kıyas yolu ile uygulanmalıdır.
2. İşçinin belirsiz süreli bir hizmet sözleşmesi ile çalıştığı işyerinden
bildirim sürelerine uymaksızın ayrılması
İş Kanunu 15.maddede, süresi belirli olmayan bir hizmet sözleşmesi ile
çalışan işçinin, bildirim sürelerine uymaksızın işini bırakmasından sözedilmektedir.
Belirsiz süreli hizmet sözleşmelerinin feshinde bildirim süreleri İş Kanunu
13.maddede düzenlenmiştir. 13.md.'ye göre, süresi belirli olmayan sürekli
hizmet sözleşmelerinin feshinden önce durumun karşı tarafa bildirilmesi
gerekir. Hizmet sözleşmesi, taraflardan birince kanunda öngörülen bildirim
sürelerine uyulmaksızın feshedilirse, örneğin işçi başka bir iş bulduğu
için çalışmayı bırakıp, yeni işyerinde çalışmaya başlarsa bu durumda usulünce
yapılmış bir fesihten sözedilemeyecek, bu bir usulsüz fesih sayılacaktır
. Sonuçta işçinin, 13.maddenin (c) bendinde düzenlenen önellere ilişkin
ücret tutarında tazminatı yani ihbar tazminatını işverene ödemesi gerekecektir.
Ancak, bildirim sürelerine uyulmaması, sadece karşı tarafa hiç süre verilmemiş
olması halinde değil, kanun veya sözleşme ile belirlenmiş sürelerin eksik
verilmiş olması halinde de sözkonusudur.
Yargıtay da İş Kanunu ile ilgili mevzuat hükümlerine göre, işçinin iznini
dilediği zaman kullanamayacağından hareketle, işçinin izin dilekçesini
verip işverenin bunu kabul etmesini beklemeksizin işten ayrılmasının,
hizmet sözleşmesini o tarihte feshettiğini göstereceği için, işverenin
işçiden istediği ihbar tazminatına hükmedilmesi gerektiğine karar vermiştir.
Belirsiz süreli bir hizmet sözleşmesini haklı nedene dayanarak fesheden
işçi de, gerçekte böyle bir nedenin (yani haklı bir nedenin) bulunmaması
halinde ya da ileri sürülen sebebin varlığının ispatlanamaması halinde,
bir haksız fesih gerçekleştirmiş olacağı için, bildirim sürelerine uyulmaksızın
yapılan feshe ilişkin (haksız fesih) bütün hükümlerin uygulanması gerekecektir.
Bu nedenle işçi burada da işverene ihbar tazminatı ödemekle yükümlü olacaktır
. İş Kanunu 18.maddesine göre, "İş Kanunu md.16 ve 17'de gösterilen ahlak
ve iyiniyet kurallarına uymayan hallere dayanarak işçi ve işveren için
tanınmış olan akdi fesih yetkisi, iki taraftan birinin bu çeşit davranışlarda
bulunduğunu diğer tarafın öğrendiği günden başlayarak altı işgünü geçtikten
ve herhalde, fiilin vukuundan itibaren bir sene sonra kullanılamaz". İşte
belirsiz süreli hizmet sözleşmesi ile çalışan işçi, bu maddede belirtilmiş
olan süreleri geçirdikten sonra fesih beyanında bulunursa, bu durumda
da bildirim süresine uymamış olacağından yine ihbar tazminatı ödemekle
yükümlü olacaktır.
İş Kanununun 13.maddesinin son fıkrası, tarafların ayrıca tazminat isteme
haklarının saklı olduğunu düzenlemektedir. Burada genel olarak sözleşmeye
aykırı davranılması halinde doğan zararların tazmini değil, kanundaki
şartlara aykırı olarak -konumuz bakımından- bildirim sürelerine uymaksızın
hizmet sözleşmesinin feshedilmesi halinde ihbar tazminatıyla karşılanamayan
zararların tazmini mümkün olabilecektir. Bu durumda kanundaki bildirim
sürelerine uymaksızın hizmet sözleşmesini fesheden yani usulsüz fesihte
bulunan işçi, ihbar tazminatı yanında karşı tarafın uğradığı diğer zararları
da tazminle yükümlü olacaktır .
Eklemek gerekir ki, işçinin sorumlu olabilmesi için yukarıda belirtilen
şekilde işini terketmiş olması yeterlidir. Ancak sorumluluğu yeni işverenle
paylaşması için yeni bir işverenin işine girmiş olması gerekmektedir.
C. YENİ İŞVERENLE İLGİLİ GERÇEKLEŞMESİ GEREKEN KOŞULLAR
1. İşçinin bu davranışına yeni işine girdiği işverenin sebep olması ve
yeni işverenin sorumluluğunun hukuki niteliği
a. Genel Olarak
Aşağıda, yeni işverenin, hizmet sözleşmesini yasaya aykırı bir şekilde
feshettikten sonra işinden ayrılan işçi ile birlikte sorumlu tutulabilmesinin
İş Kanununun 15.maddesinde düzenlenen üç koşulunu incelemeye geçmeden
önce, yeni işverenin sorumluluğunun doğabilmesi için yine aynı maddede
öngörülmüş olan iki unsur üzerinde kısaca durmak gerekecektir.
Yeni işverenin sorumlu tutulabilmesi için herşeyden önce bir zarar doğmuş
olmalı ve bu zarar işçinin yukarıda belirtildiği şekilde işini bırakmasının
sonucu olmalıdır. Çünkü Çenberci'nin de belirttiği gibi asıl amaç, işçinin
iş görme borcunu yerine getirmemesi yüzünden doğan zararı karşılamak ve
eski işverenin mal varlığını, işçinin bu davranışından önceki duruma getirmek
yani eski işverenin ekonomik kişiliğini korumaktır.
İşçinin eski işyerini yukarıda açıklandığı şekilde bıraktıktan sonra yeni
işverenin işine girmesi gerçekleşmesi gereken bir diğer unsurdur. Doktrinde
maddede belirtilen "işe girme" ifadesinin açıklıktan yoksun ve eleştiriye
açık olduğu belirtilmektedir . Kanımızca "işe girme" ifadesinin "bir hizmet
sözleşmesi kurma" şeklinde anlaşılması daha uygun olacaktır. Çenberci'ye
göre işçinin yeni işverenin işine girmiş sayılması için fiilen onun işinde
çalışması zorunlu değildir. Çalışmaya hazır bir biçimde beklemesi, diğer
bir ifadeyle iş gücünü yeni işverenin buyruğuna her an için hazır bulundurması
yeterli ve gereklidir.
İş Kanununun 15.maddesinin (a) bendinde, yukarıda ayrıntısıyla açıklanan
duruma yani, süresi belirli olan ya da olmayan bir hizmet sözleşmesi ile
bir işyerinde çalışan işçinin, sözleşme süresinin bitmesinden önce yahut
bildirim öneline uymaksızın işini bırakıp başka bir işverenin işine girmesine,
yani işini terketmesine yeni işine girdiği işverenin sebep olması durumundan
söz edilmektedir.
Burada anlaşılması gereken işverenin işçiyi eski işyerinden ayrılıp, kendi
işyerinde çalışmaya teşvik etmiş olmasıdır. Bu nedenle de işverenin hareketinin
kasdi olması gerektiği ileri sürülmektedir . Saymen, bu durumu işverenin
fazla ücret ya da daha uygun çalışma şartları teklif ederek işçiyi "ayartması"
olarak nitelendirmektedir . Buna karşın, Çenberci ve Yelekçi, "sebep olma"nın,
"ayartma"yı da içine alan üst bir kavram olduğunu ifade etmektedir . Kanımızca,
eski işverene tabi olarak çalışmakta olan bir işçiyi çeşitli vaadlerle
işi bırakma yoluna sevkeden kişi "ayartma" fiilini işlemiş olur. Madde
metninde "sebep olma" denerek bundan farklı bir sonuç amaçlanmamaktadır.
Gerek Çenberci gerekse Yelekçi, işi bırakma düşüncesi zaten varolan işçinin
bu kararını, işe alma vaadiyle güçlendiren ve bu kararın yerine getirilmesini
çabuklaştıran yeni işverenin işçiyi ayartmış olmayacağını, işçinin bu
davranışına sebep olmuş sayılacağını ifade etmektedirler . Ne var ki,
tespiti çok güç olan böyle bir kıstası kabul etmenin mümkün olmadığı kanaatindeyiz.
Doktrinde, maddede her ne kadar sadece işverenden söz ediyor olsa da,
işveren vekilinin de aynı hükme bağlanması gerektiği ileri sürülmektedir
. İş Kanunu md.1/IV'de, kanunda işveren için öngörülen her çeşit zorunluluk
ve sorumlulukların işveren vekilleri için de uygulanacağı belirtilmektedir
. Bu durumda, işçinin 15.madde metninde belirtilen şekilde hizmet sözleşmesine
son vermesine işveren vekilinin sebep olması halinde İş Kanunu 15.madde'nin
(a) bendi yine uygulama alanı bulmalıdır . Bu nedenle, işçiyi eski işyerinden
ayrılıp yeni işverenin yanında çalışmaya teşvik eğer sadece işveren vekili
tarafından gerçekleştiriliyorsa, burada, -ileride ayrıntısıyla açıklayacağımız
nedenlerle- haksız fiil sorumluluğu söz konusu olacağı için, işveren vekilini
İş Kanunu md.15 (a) bendine göre, (kısaca haksız fiil hükümlerine göre),
yeni işvereni de BK.55.md.'ye göre sorumlu tutmak mümkün olacaktır.
Eğer işveren vekili "ayartma" konusunda işverenin verdiği bir talimatı
yerine getiriyor ya da işçiyi eski işverenle arasındaki hizmet sözleşmesine
aykırı hareket etmeye teşvik hem işveren vekili hem de işveren tarafından
ayrı ayrı gerçekleştiriliyorsa, bu hareketlerden dolayı gerek yeni işverenin,
gerekse işveren vekilinin sorumluluğunu İş Kanunu 15.madde (a) bendine
dayandırmamız mümkün olacaktır. Burada yine haksız fiil sorumluluğu devrede
olacağı için işveren ve işveren vekili sebep oldukları zarardan BK. 50.md.uyarınca,
tam teselsül hükümleri uyarınca sorumlu olmalıdırlar.
Aynı şekilde bir işveren ya da vekili, doğrudan doğruya değil de bir ustabaşı
veya işçinin bir arkadaşı aracılığı ile bunu gerçekleştiriyorlarsa, sorumlulukları
yine devam edecektir. Çünkü burada akdi değil, bir haksız fiil sorumluluğu
söz konusudur. BK. 50.madde hükmüne göre, bir haksız filin işlenmesini
teşvik edenler de (müşevvik) asıl fail gibi müteselsilen sorumludurlar.
Bu durumda da haksız fiile teşvik eden işveren veya işveren vekili, haksız
fiili uygulayan kişilerle birlikte BK. 50.maddeye göre tam teselsül esasına
göre sorumlu olacaklardır . Sonuçta "sebep olma" nın işveren ya da işveren
vekili veya işveren ya da işveren vekilinin istekleriyle bir başka işçi
tarafından gerçekleştirilmesi halinde sonuç farklı olmayacaktır . Ancak,
işverenin müdahalesi olmadan başka bir şahıs işçiyi teşvik ederse bu fıkranın,
yani İş Kanunu 15.maddenin uygulanması söz konusu olmayacaktır . Burada
artık işçiyi sözleşmeyi ihlale teşvik genel hükümler uyarınca çözümlenmesi
gereken bir sorun olarak karşımıza çıkacaktır.
b. Haksız Fiilden Doğan Sorumluluk
İş Kanunu 15.madde hükmü ile işçinin bu tür davranışlarında sorumlu hale
gelen yeni işveren için bu sorumluluğun kaynağı elbette "sözleşmeye aykırı
davranış" değildir. Çünkü yeni işveren, işçi ile eski işveren arasındaki
akdi ilişkiye aslında tümüyle yabancıdır. Ne var ki, yeni işveren 15.maddenin
(a) bendinde belirtilen tarzda bir davranışla, işçinin eski işverene bağlı
olarak yapmakta olduğu işi terketmesine sebep olmuşsa, yeni işverenin,
doktrinde de benimsendiği gibi, Borçlar Kanunu md.41 vd. maddelerinde
düzenlenen "haksız fiil" nedeniyle eski işverene vermiş olduğu zarar dolayısıyla
sorumlu olacağı görülecektir.
Bu sorumluluk kaynağını BK.41/II.md.'de bulmaktadır. Fıkraya göre, "ahlaka
aykırı bir fiil ile başka bir kimsenin zarara uğramasına bilerek sebep
olan şahıs, o zararı tazminle yükümlüdür" Doktrinde, bir kimseyi diğer
tarafa zarar vermek kasdı ile sözleşmeye aykırı davranmaya teşvik etmekten
doğan zararlar, BK.41/II.md.'nin kapsamı içinde değerlendirilmektedir.
Hatta bu konunun en önemli uygulama alanı olarak görülmektedir . Üçüncü
kişinin sözleşmeye taraf olanlardan birisini, sözleşmeyi bozmaya teşvik
etmesi durumunda, üçüncü kişinin alacaklıyı zarara uğratma düşüncesiyle
hareket etmesi veya bu amaca ulaşmak için açıkça gayri meşru yollara başvurması
sözkonusu ise, BK. md.41/II.nin uygulanacağı kabul edilmektedir . BK.41/II.md.'ye
göre sorumluluğun doğabilmesi için zararın kasten verilmiş olması gerekir.
İhmal yeterli değildir. Buradaki kast şartının gerçekleşebilmesi için
failin hem ahlaka aykırı fiili, hem de zararı istemesi gereklidir. Bu
hüküm ahlaka aykırı bir fiille verilen zarardan dolayı sorumluluğu, failin
zarar verme kastına bağlamıştır.
Diğer bir ifadeyle, işçinin sözleşmenin süresinin sona ermesinden önce
ya da belirsiz süreli hizmet sözleşmesinde bildirim önellerine uymaksızın
işini bırakarak başka bir işverenin işine girmesine, eğer işine girdiği
yeni işveren sebep olmuşsa, kısaca işçiyi teşvik etmiş ya da doktrindeki
yazarların birçoğu tarafından kullanıldığı üzere işçiyi "ayartmışsa" işverenin
sorumluluğunun kaynağını, BK.41/II.md.'de düzenlenen "ahlaka aykırı bir
fiille kasten zarar verme" hükmüne, yani haksız fiil sorumluluğuna dayandırmamız
mümkün olacaktır.
c. Rekabet Yasağını İhlalden ve Haksız Rekabetten Doğan Sorumluluk
İş Kanunu 15.md.'ye göre, yeni işverenin eski işveren karşısındaki sorumluluğunun
sadece, hizmet sözleşmesinin işçi tarafından bildirim önellerine uymamak
suretiyle feshi veya sözleşme süresinin dolmasından önce işçinin işi terketmesi
nedeniyle uğranılan zararlara ilişkin olduğunu belirtmek gereklidir .
Soyer'e göre, bu madde, işçi ile eski işveren arasındaki rekabet yasağı
sözleşmesinin ihlal edilmesi sebebiyle bir kural getirmemektedir.
Yeni işverenin, işçiyi hizmet sözleşmesini kanuna aykırı şekilde feshederek
işinden ayrılmaya ve kendi işyerinde çalışmaya teşvik etmesi yanında,
işçi ve eski işveren arasında yapılmış rekabet yasağı sözleşmesini de
ihlal etmeye teşvik etmesi durumunu genel hükümler çerçevesinde çözmek
daha mantıklı olacaktır. Bu durumda rekabet yasağını ihlale teşvik, BK.
41/II.md.'de düzenlenen "bir kimseyi ahlaka aykırı olarak kasten zarara
uğratan kişinin bu zararın tazmini ile yükümlü olduğu"nu belirten hükmün
uygulama alanı içinde değerlendirilebilir . Dolayısıyla yeni işverenin
rekabet yasağını ihlale teşvikten doğan sorumluluğunun bir haksız fiil
sorumluluğu olduğunu kabul etmek mümkündür.
Bazı hallerde yeni işverenin "sebep olma" eylemi, "iktisadi rekabetin
suistimali" yani bir haksız rekabet durumu olarak da görülebilir. Bu durumda
eski işverenin TTK.nın haksız rekabeti düzenleyen ilgili hükümlerinden
yararlanmasına bir engel bulunmamaktadır.
TTK.56.md.'de haksız rekabetin genel bir tanımı verilerek, "aldatıcı hareket
veya iyiniyet kurallarına aykırı sair şekillerde iktisadi rekabetin her
türlü kötüye kullanılması" olduğu belirtildikten sonra 57.md.'de " iyiniyet
kurallarına aykırı hareketler özellikle şunlardır" denilerek sınırlayıcı
olmayan örnekleyici bir sayım yapılmıştır. Sadece belli başlı olan örneklerin
belirtilmesi yoluna gidilmiştir.
Örs'e göre, her ne kadar TTK.'da açık bir şekilde düzenlenmemişse de,
müstahdem veya vekilleri, bağlı bulundukları sözleşmeleri ihlale sevk
etme halinde de iyiniyet kurallarına aykırı bir durum söz konusudur. Başka
bir işverenin işyerinde çalışan işçinin, rakibin iş sırlarını öğrenmek
ve rakibin işletmesini zor duruma düşürmek amacıyla daha fazla ücret vermek
ve daha iyi iş şartları temin etmek kaydı ile çalıştığı işyerini terketmesine
ve yeni işverenin işyerine girmesine sebep olunması haksız rekabet oluşturabilir
. Aynı şekilde Hirş de rakibin memur ve müstahdemlerinin ahlaka aykırı
vasıtalarla kandırılarak hizmet sözleşmesinin feshini temin etmeyi bir
haksız rekabet hali olarak görmektedir . Bu nedenle yukarıda sözü edilen
rekabet yasağını ihlale teşvik etme, iktisadi rekabetin suistimali olarak
da değerlendirilebileceği için bunun aynı zamanda bir haksız rekabet oluşturması
da söz konusu olabilecek ve meydana gelen zarardan yeni işveren haksız
rekabet hükümlerine göre sorumlu tutulacaktır .
Yeni işverenin haksız rekabetten sorumlu olması durumunda; müşterileri,
kredisi, mesleki itibarı, ticari işletmesi veya diğer iktisadi menfaatleri
bakımından zarar gören ya da böyle bir tehlikeye maruz bulunan kimse,
örneğin eski işveren; ona karşı, fiilin haksız olup olmadığının tespitini;
haksız rekabetin men'ini; haksız rekabetin neticesi olan maddi durumun
ortadan kaldırılmasını, haksız rekabet yanlış veya yanıltıcı beyanlarla
yapılmışsa bu beyanların düzeltilmesini; kusur varsa zarar ve ziyanın
tazminini talep edebilecektir. Ayrıca BK.49.md.'de gösterilen şartların
varlığı halinde manevi tazminat da istenebilecektir (Bkz.TTK.md.58).
2. Yeni işverenin işçinin bu davranışını bilerek onu işe almış olması
ve bu davranışını öğrendikten sonra dahi onu çalıştırmaya devam etmesi
ve bu iki durumdan doğan sorumluluğun hukuki niteliği
a- Yeni işverenin, işçinin bu davranışını bilerek onu işe almış olması
İş Kanununun 15.maddesinin (b) bendinde, yeni işverenin, işçinin bu davranışını
bilerek onu işe almış olması halinde de, işyerini terkeden işçi ile birlikte
sorumlu olacağı düzenlenmektedir.
Yeni işveren, işçiyi, kendisine bağlı olarak çalıştığı eski işverene ait
olan işi bırakması yönünde etkilememiş ancak özgür iradesiyle işini terketmiş
olan işçiyi işe almış olabilir. İşçinin işini bırakmış olmasında yeni
işverenin aktif bir katkısı olmadığı halde, hizmet sözleşmesini kusurlu
bir şekilde sona erdiren işçiyi işe alarak bir nevi destek olduğu görüşünden
hareketle 15.md.'de bu durum da düzenlenmiştir. Yeni işverenin işçi ile
birlikte eski işverenin zararından sorumlu olabilmesi için elbette işçinin
eski işvereniyle olan hizmet sözleşmesini usulüne uygun olmayan bir şekilde
sona erdirmiş olması gerekmektedir.
Ancak işçinin eski işyerini bırakmasından sonra geçen süre içinde hizmet
sözleşmesi, sürenin sona ermesi ya da bildirim sürelerinin geçmesi suretiyle
sona ermişse, onu işe alan yeni işverenin sorumluluğu ortaya çıkmayacaktır
.
Deneme süreli bir hizmet sözleşmesi yapılmışsa, İş Kanunu 12.madde, deneme
süresi içinde belirsiz süreli hizmet sözleşmelerini bildirim sürelerine
uymaksızın, belirli süreli hizmet sözleşmelerini de herhangi bir haklı
nedene dayandırmak zorunda kalmaksızın sözleşmenin süresinin sona ermesinden
önce ve her iki durumda da tazminat ödemeksizin feshetme imkanını taraflara
tanıdığından , hizmet sözleşmesini deneme süresi içinde bu şekilde fesheden
bir işçiyi bilerek çalıştıran bir işveren de sorumlu olmayacaktır. Ancak
deneme süresinin sonuna kadar hizmet sözleşmesi feshedilmeksizin devam
ettirilirse, bundan sonra sözleşmenin sona erdirilmesi yine hizmet sözleşmesinin
feshine yönelik genel kurallara tabi olacağı için , İş Kanunu 15.md. ve
bu hükme dayalı yeni işverenin sorumluluğu ortaya çıkabilecektir.
Çenberci'ye göre, bu şekilde yasa koyucu, süresi belirli sözleşmelerde
süre bitinceye, süresi belirli olmayan sözleşmelerde ise bildirim süresi
geçinceye kadar işçinin yeni işte çalışmasını güçleştirme amacını güderek,
Kanunun iş hukuku alanında sözleşmeye bağlılık (pacta sunt servanda) ilkesine
daha etraflı yaptırımlar kazandırarak, iş hayatında kararlılığın korunmasını
istemektedir.
b. Yeni işverenin, işçinin bu davranışını öğrendikten sonra dahi onu çalıştırmaya
devam etmesi
İş Kanunun 15.md.'nin (c) bendinde, hizmet sözleşmesini kanuna aykırı
bir şekilde sona erdirmiş olan işçiyi işe alan yeni işverenin, işçinin
bu davranışını öğrendikten sonra dahi onu çalıştırmaya devam etmesinden
doğan sorumluluk düzenlenmektedir. İş Kanunu 15.md. (c) bendine göre,
yeni işverenin, işçinin hizmet sözleşmesini usulüne uygun bir şekilde
sona erdirmediğini öğrenir öğrenmez, işçinin işine son vermesi gerekmektedir.
Aksi takdirde eski işverenin zararından işçi ile birlikte sorumlu olacaktır.
Burada "öğrenme" eski işverenin haber vermesi ile olabileceği gibi başka
herhangi bir yolla da olabilir. Önemli olan öğrenmeyi sağlayan hususun,
yeni işverenin gerçekten inanmasını sağlayacak ölçüde ciddi deliller getirebilmesidir
. Saymen'e göre, yeni işverenin bu durumu öğrenmesi, bu duruma kanaat
getirmesi şeklinde anlaşılmalıdır. İmzasız mektupla haber alması ya da
işçiler arasında dolaşan söylentileri duyması hatta eski işverenin kendisine
bunu ihbar etmesi durumunda tedbirli bir işverenin olayı inceleyerek gerçeği
ortaya çıkartması ve işçinin eski işini usulsüz olarak terk ettiğine kanaat
getirmesi halinde sözleşmeyi feshetmesi gerektiğini belirtmektedir . Ancak
burada karşımıza üzerinde durulması gereken iki önemli sorun çıkmaktadır.
Doktrinde yeni işverenin bu hükme dayalı sorumluluğunun ne kadar süreceği
sorusu sorulmaktadır. Diğer bir ifadeyle, işçinin hizmet sözleşmesini
kanuna aykırı bir şekilde feshetmiş olmasından doğan tazminat tahsil edilemediği
sürece, yeni işveren de bundan sorumlu olmaya devam edecek midir? Yoksa
bu sorumluluğun, aynı zamanda da işçiyi işten çıkarma yükümlülüğünün süre
bakımından bir sınırı olacak mıdır ?
Doktrinde ortak görüş, işçiyi işten çıkarma, diğer bir deyişle hizmet
sözleşmesini feshetme yükümlülüğünün devam ediyor olması için, eski işverenle
olan hizmet sözleşmesinin süresi belirli ise bu sürenin henüz bitmemiş,
süresi belirsizse bildirim önellerinin henüz geçmemiş olması gerektiği
yönündedir. Sözleşmenin niteliğine göre süre bitmiş veya bildirim süresi
geçmişse, yeni işverenin işçiyi çalıştırmaya devam etmesi, sorumluluğunu
gerekli kılmaz .
Bu hüküm ile ilgili ikinci sorun, yeni işverenin durumu öğrenince sözleşmeyi
ne şekilde feshedebileceğidir. Derhal mi yoksa, bildirim sürelerine uymakla
yükümlü olacak mıdır.? Daha önce de açıklandığı gibi, yeni işveren işçiyi
fiilen çalıştırmadığı halde, iş gücünü her an çalıştıracakmış gibi hazır
bekletse dahi yine de zarardan sorumlu olacaktır. Bu nedenle, işverenin
mutlaka işçisi ile yapmış olduğu hizmet sözleşmesini feshetmesi gerekmektedir.
Ne var ki sözkonusu feshin şekli konusunda doktrinde bir görüş birliği
bulunmamaktadır. Oğuzman'a göre, yeni işveren sözleşmeyi derhal feshetmekle
yükümlüdür. Diğer bir deyişle işçinin önceki haksız feshi, yeni işverene
bir haklı sebeple fesih yetkisi hatta yükümlülüğü yüklemektedir . Çenberci
de bunun bir yükümlülük olduğu görüşüne katılmaktadır . Saymen ise bu
konuda daha farklı görüşler ileri sürmektedir. Kendisine göre, normal
olan yeni işverenin ihbar önellerine uymasıdır. Ancak kanun, açıkça durumu
öğrendikten sonra işçiyi çalıştırmaya devam eden işvereni sorumlu tuttuğu
için ve bildirim önelleri içinde de işçinin çalışmaya devam etmesi gerekeceğinden,
sözleşmenin derhal feshi akla gelebilirse de, kendisi bu çözüm şeklinin
hem işçi hem de yeni işverenin aleyhine olduğunu, eski işverene de hiç
bir menfaat sağlamayacağını ve işçi için bir tür ceza niteliğini alacağı
için kabul edilmesinin mümkün olmadığını ileri sürmekte ve hükmü eleştirmektedir
. Kanımızca bu eleştiriye katılmamak mümkün değil ise de, 15.maddenin
(c) bendinin kesinlik taşıyan ifadesi karşısında bu bendin yeni işverene,
hizmet sözleşmesini derhal feshetme imkanı tanıyan bir haklı neden ortaya
çıkardığını, ve yeni işverenin bu haklı nedene dayanarak sözleşmeyi derhal
feshedebileceğini kabul etmek gerekecektir. Aynı şekilde işçinin sözleşme
kurulurken İş Kanunu md.17/II/a'da belirtilen koşulları gerçekleştirerek
yeni işvereni yanıltması söz konusu ise, hizmet sözleşmesinin bu hükme
dayanılarak da işverence derhal feshi mümkün olmalıdır . Bu durumda İş
Kanunu md. 18 uyarınca yeni işveren, keyfiyeti öğrendiği günün ertesi
gününden başlayarak altı işgünü içinde hizmet sözleşmesini feshetmelidir
.
c. İş Kanunu md.15 (b) ve (c) bentlerine göre yeni işverenin sorumluluğunun
niteliği
Doktrinde bazı yazarlar yukarıdaki iki durum arasında herhangi bir ayrım
yapmaksızın her iki hali de haksız fiil sorumluluğu içinde değerlendirmektedir
. Bazı yazarlar ise, yeni işverenin işçiyi bilerek işe almasından doğan
sorumluluğunun bir haksız fiil sorumluluğu olduğunu açıklamakla birlikte,
yeni işverenin işçinin durumunu sonradan öğrenmesine rağmen onu çalıştırmaya
devam etmesi halinde sorumluluğun niteliği konusunda açıklama yapmamaktadırlar
.
Bizim katıldığımız görüş ise burada belirtilen her iki durumun da haksız
fiil sorumluluğu ile açıklanmasının mümkün olmadığı görüşüdür. Oğuzman'a
göre, her iki durumda da özellikle de yeni işverenin işçinin böyle bir
harekette bulunduğunu öğrendikten sonra dahi onu çalıştırmaya devam etmesi
halinde haksız fiilden sözetmeye imkan yoktur. Çünkü haksız fiilin varlığından
sözedebilmemiz için bulunması gereken önemli unsurlardan biri olan nedensellik
bağı burada sözkonusu değildir . Her iki durumda da eski işverenin uğradığı
zarar ile yeni işverenin hareketi arasında bir nedensellik bağı bulunduğunu
söylemek diğer bir ifadeyle, eski işverenin uğradığı zararın yeni işverenin
hareketinden kaynaklandığını kabul etmek çok güç bulunmaktadır. Çünkü
sözleşmeyi haksız bir şekilde fesheden işçiyi işe almanın veya onu çalıştırmaya
devam etmenin eski işverene bir zarar verdiği söylenemez. Gerçekte, işçinin
hizmet sözleşmesini haksız feshetmesi ile hizmet sözleşmesi sona ermiş
ve eski işverenin zararı da bundan meydana gelmiştir. Başka bir işverenin
işçiyi çalıştırıp çalıştırmaması da eski işverenin uğradığı zararı değiştirmeyecektir
. Oysa, yukarıda da belirttiğimiz gibi, "bir kimseyi ahlaka aykırı olarak
bile bile zarara uğratan kişinin yine bu zararın tazmini ile yükümlü olacağı"hükmünü
içeren BK. 41/II. maddenin uygulanabilmesi, yani, ahlaka aykırı olarak
verilen zararın tazmini borcunun doğabilmesi için, yeni işverenin bu zararı
eski işverene kasten vermiş olması gerekmektedir.
Yukarıda ileri sürülen düşüncelerden hareketle Oğuzman, hükmün amacının
yeni işvereni işlediği haksız fiilin sonuçlarından sorumlu tutmak değil,
işçilerin haksız fesih halinde iş bulmalarını güçleştirerek bu hareketlere
yanaşmalarına engel olmak olduğunu belirtmektedir. Diğer yandan ise, işçinin
haksız feshinde, işverenin zararlarını tazmin oldukça güç bulunduğundan,
kanun meydana gelen zararlardan yeni işverenleri de sorumlu tutarak ve
böylece işçinin yeni iş bulmasını güçleştirerek başka bir yoldan bunların
haksız fesihlerine de mani olmaya çalışmıştır.
Açıklanan nedenlerle, İş Kanunu md.15 (b) ve (c) bentlerinde düzenlenen
durumlarda yeni işverenin sorumluluğunun niteliğini belirlemek son derece
güç bulunmaktadır. Sözkonusu iki halde haksız fiil sorumluluğunun değil,
kanundan doğan bir sorumluluğun varlığını kabul etmemiz gerekmektedir
. BK.51.maddeye baktığımızda bir kanun ya da kanun hükmünün de sorumluluk
sebebi olabileceğini görmekteyiz. Kanunun sorumluluk sebebi olduğu hallerde
zararın başka bir kişiye (yeni işverene) yükletilmesi için, bunun kusurlu
bir davranış olmaması ve sözleşmeden doğmaması gerekmektedir. Gerçekleşen
zarar, kusur ve sözleşmeden bağımsız olarak kanun gereği, başka bir kişiye
yükletilmektedir . Bu doğrultuda, İş Kanunu 15.maddenin (b) ve (c) bentlerini
kanundan doğan sorumluluk türüne örnek gösterebilmemiz mümkündür.
İş Kanunu 15.maddesinin (b) ve (c) bentlerinde düzenlenen durumlarda yeni
işverenin sorumluluğunun hukuki niteliğini tespit etmedeki güçlük, daha
sonra zararın yeni işveren ve işçi arasında paylaştırılması, özellikle
uygulamada bu kişilerin, ödenmesi gereken tazminattan hangi miktarlarda
sorumlu olacağını da belirlemede ciddi sorunlar ortaya çıkarabilecek niteliktedir.
Kanımızca 15.maddenin yeniden düzenlenmesine gidilmesi ve en azından (c)
bendini içine almayacak şekilde yeni bir yapıya kavuşturulması önerilebilir.
Çünkü (c) bendinde belirtilen durum kanımızca eski işverenin zararının
tam olarak karşılanması amacını aşarak, işçinin cezalandırılması hedefine
yönelmektedir. Yeni işverenin, hizmet sözleşmesini haksız fesheden işçinin,
kendisiyle yaptığı hizmet sözleşmesini, işçinin bu davranışını öğrenir
öğrenmez fesih zorunluluğunun getirilmesi, iş güvencesi bakımından da
sorun taşır niteliktedir.
III. BİRLİKTE SORUMLULUĞUN KAPSAMI
İş Kanunu md.15'de eski işverenin, işçinin hizmet sözleşmesini haksız
surette feshederek başka bir işyerinde çalışmaya başlamasından doğan zararından
işçinin yanında, yeni işverenin de hakimin belirteceği derecede sorumlu
olacağı düzenlenmektedir.
Birden çok kişinin herbirinin ayrı ayrı hukuki sebepler dolayısıyla bir
zararın tamamını tazminle yükümlü olmaları durumunda eksik teselsülden
söz edilmektedir . Eksik teselsül Borçlar Kanununun 51.maddesinde düzenlenmektedir.
Doktrinde farklı görüşler ileri sürülse de , işçi ile yeni işverenin sorumluluğunun
BK.md.51 anlamında bir eksik teselsül olduğu kabul edilmektedir . Çünkü,
burada işçinin sorumluluk kaynağı, işi zamansız bırakmasından dolayı hizmet
sözleşmesine aykırılık, işverenin sorumluluk kaynağı ise bazen haksız
fiil bazen de yukarıda açıkladığımız nedenle kanundan doğan sorumluluk
olacaktır.
BK.md.51'in çeviri eksikliği giderilmiş durumuna bakıldığında "müteaddit
kişiler zarar görene karşı, haksız fiil, sözleşme veya kanun hükmü gibi
çeşitli hukuki sebeplerle, aynı zarardan dolayı sorumlu oldukları takdirde,
bir zararda müştereken kusurlu olanlar arasındaki rücua ilişkin hüküm
onlara da kıyasen uygulanır" denmektedir. Bir başka deyişle, mevcut durumu
BK.md.50 çerçevesinde değerlendirmek mümkündür. Buna göre, faillerden
herbiri zararın tamamından sorumlu olacaktır.
Sonuçta, işçi de işveren de kendi eylemlerinin sonucu olarak eski işverenin
zararından sorumludur. Eski işveren işçiye ve yeni işverene birlikte ya
da bunlardan yalnızca birine başvurmak olanağına sahiptir . Maddede yer
alan, "hakimin belirteceği derecede sorumludur" sözleri zarardan sorumlu
olma konusundaki dereceyi (yani zararı ödetmek için işçi ve yeni işverene
başvurma sırasını) değil, zararın ne miktarından sorumlu olunacağı yönünü
ifade etmektedir. Çünkü işçi ve işveren aynı miktarda değil, eylemlerine
göre kendilerine yükletilen miktarda sorumlu olacaklardır . Yeni işverenin
ödeyeceği tazminat miktarını hakim serbestçe tayin edebilecektir.
Yeni işverenin ödemekle yükümlü tutulacağı tazminat, işçinin zamansız
işi bırakması sonucunda eski işverenin uğradığı zarar miktarını aşamayacaktır.
Yargıtay 4.Hukuk Dairesinin İş Kanunu md.15 ile ilgili vermiş olduğu bir
bozma kararında "İş Kanunu md.15 hükmüne göre eski işverenin herhangi
bir zarara uğradığı usule uygun olarak iddia ve ispat edilmedikçe mahkeme
tarafından tazminata hükmedilemeyeceği" belirtilmiştir. Ayrıca yerel mahkeme
kararını, "bu konuda yargıcın takdiri, zararın miktarı hakkında genel
hükümlere tabidir ve fakat zarara karşılık hükmedilecek tazminat, bu maddede
ayrıca takdir hakkına konu edilmiştir. Bu itibarla, mahkemenin davacıya
işçinin işinden çıkmasından dolayı ne gibi zarara uğradığını açıklattırıp
bu zararları ispat ettirmesi ve ispatı kabil olmazsa BK.md.42/II hükmünü
gözönünde tutması ve ancak bundan sonra tazminat miktarını ayrıca takdir
etmesi gereklidir"gerekçesiyle bozmuştur, yerel mahkemenin kararında direnmesi
üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulu aşağıdaki gerekçelerle şu bozma kararını
vermiştir: "İş Kanunu md.15 gereğince, davalıya yükletilecek tazminat,
hukuki nitelikçe sabit olacak gerçek zararın bütününü veya bir bölümünü
karşılayacak bir tazminat olup, mahkemenin takdiri zarar sabit olduktan
sonra sadece tazminatın kapsamı bakımından sözkonusu edilebilecektir"
.
Yargıç "hak ve nısfet" gerektiği durumlarda, bu şekilde tespit edilmiş
tazminat miktarından indirim yapabilecektir . Doktrinde eksik teselsül
hallerinde sorumlulardan herhangi birinin, tazminatta indirim yapılmasına
ilişkin yasal sebeplere dayanabilmesinin -tam teselsül haline kıyasla-
daha kolaylıkla kabul edilmesinin gerekeceği belirtilmektedir .
Borçlar Kanununun tam teselsül halini düzenleyen 50.maddesinde olduğu
gibi, eksik teselsül halinde de sorumlu şahısların birbirlerine rücu edip
edemeyecekleri hakimin takdirine bırakılmıştır. Ancak, eksik teselsülde
borç yükü -iç ilişkide- kural olarak önce haksız fiil failine, sonra sözleşmeden
dolayı sorumlu olana, en son olarak da kanundan dolayı sorumlu olan kimseye
yüklenecektir (BK.md.51/II).
Bu durumda, BK.md.50/I son cümle dikkate alındığında hakim, farklı nedenlerle
sorumlu olan işçi ve yeni işveren arasında rücua mahal olup olmadığını
ve mahal varsa, rücuun kapsamını belirleyecektir. Netice itibariyle, İş
Kanunu md.15/a'da belirtilen durum ortaya çıkarsa, eski işverenin tüm
zararını işçiden talep etmesi halinde, işçi gerek BK.md.50/I, gerekse
İş Kanunu md.15 uyarınca "hakimin belirteceği derecede" yeni işverene
rücu edebilecektir. Ne var ki, eski işverenin zararın tamamı için sadece
yeni işvereni takip etmesi durumunda ise, yeni işveren işçiye rücu edemeyecektir.
Çünkü hakim, eksik teselsülde kendisine tanınmış olan takdir yetkisini
kullanırken BK.md.51/II hükmünü de dikkate alacaktır. Buna göre; yeni
işveren örneğinde olduğu gibi haksız fiili işleyen kişi, ödediği tazminat
için diğerlerine rücu hakkına sahip değildir .
İş Kanunu md.15/b ve c'de ise işçinin sorumluluğu sözleşmeden doğmakta,
yeni işverenin sorumluluğu ise yukarıda belirttiğimiz üzere kanundan doğmaktadır.
Bu nedenle, md.15/a için öngördüğümüz rücu ilişkisi ile ilgili sonuca
b ve c bentleri açısından varmak kural olarak mümkün değildir. Zira, BK.md.51/II
dikkate alındığında, eski işverenin uğradığı zarar için yeni işvereni
dava etmesi durumunda, yeni işverenin işçiye rücu edebilmesine karşılık,
sözkonusu zarar için işçinin dava edilmesi durumunda, işçinin yeni işverene
rücu edebilmesi kanımızca mümkün olmayacaktır.
IV. İŞ KANUNU MD. 15. İLE İLGİLİ UYGULAMADAN DOĞAN PROBLEMLER
A. TAZMİNAT
İş Kanunu md.15'de eski işverenin zararından, işçinin sorumluluğu yanında
yeni işverenin de hakimin belirteceği derecede sorumlu olacağı düzenlenmiştir.
İşçi, eski işverenine bağlı olarak yapmakta olduğu işi, usulüne uygun
olmadan terkettikten sonra yeni bir işverene bağlı olarak çalışmasa dahi,
bir sorumluluğu doğacaktır. Eğer belirsiz süreli bir hizmet sözleşmesi
sözkonusuysa bildirim sürelerine riayet etmemesinin sonucu olarak işverenine
ihbar tazminatı ödemek mecburiyetinde kalacaktır. Sözleşmenin belirli
süreli olması halinde ise işverenin işçiden zararının tazminini genel
hükümler uyarınca (BK.md.96 vd.) talep etmesi mümkündür . İşin zamansız
olarak terkedilmesi neticesinde öncelikle, işverenin sözleşmenin sonuna
kadar işin yapılmasını isteme hakkı tazminat hakkına dönüşecektir . Bununla
birlikte işverenin süresinden önce yapılan fesih neticesinde uğrayacağı
ve tazmin edilmesini talep edebileceği zarar kapsamına, aynı nitelikte
bir işçi buluncaya kadar işin yapılmaması nedeniyle uğradığı kazanç kaybı,
yeni bir işçi bulmak için sarfedilen para ve işçinin sözleşme süresi sonuna
kadar çalışacağı düşüncesiyle yapılan yatırımlar da dahildir. Ayrıca işverenin
talep edeceği tazminatın hesabında müşterilere taahhüt edilen işlerin
zamanında yetiştirilememesi yüzünden ödenen cezai şart veya tazminatlar
dikkate alınır. Sonuç olarak işveren haksız fesihle nedensellik bağı taşıyan
tüm zararlarını tazmin ettirebilir. Ancak burada işverenin müterafik kusurunun
bulunması ya da zararın çoğalmasına sebep olması halinde tazminattan indirim
yapılabilecektir .
Sözleşmenin belirsiz süreli olması halinde ise, tazminatın kapsamını belirlemek
için İş Kanununda hukuki dayanak mevcuttur. Zira işçi veya işverenin ihbar
tazminatının ödenmesi haricinde başkaca bir zarara uğramaları halinde,
bu zarara karşılık olarak tazminat isteyebilmeleri imkanını kanun saklı
tutmuştur (İş Kanunu md.13/son). Sözkonusu tazminatın kapsamına nelerin
gireceği hususunda kanunda bir açıklık bulunmamakla birlikte yukarıda
belirli süreli hizmet sözleşmelerinde talep edilebilecek unsurların burada
da geçerli olabileceğini kabul edebiliriz .
İşte yukarıda etraflıca belirtilen şekillerde hizmet sözleşmesine son
veren ve tazminat ödemek durumunda olan işçi, yeni bir işverene tabi olarak
çalışmaya başlamışsa ve yeni işveren de md.15'de belirtilen eylemlerden
birinin faili durumundaysa eski işverenin zararından işçi ile birlikte
sorumlu olacaktır. Ancak md.15'de yeni işverenin "işçinin sorumluluğu
yanında hakimin belirteceği derecede" sorumlu olacağı belirtilmektedir.
Bu ifadeden tarafların eylemlerine göre, kendilerine yükletilen oranda
sorumlu oldukları, her birine düşen tazminat ödeme sorumluluğunun farklı
miktarlarda olabileceği anlaşılmaktadır.
Yargıtay vermiş olduğu bir kararda, İş Kanununun 15.maddesi uyarınca ihbar
tazminatı tutarındaki zararı ödeyen yeni işverenin işçiye rücu etmesinde
işçinin ödemenin tamamından değil, zararın eşit şekilde paylaştırılması
suretiyle yarı paydan sorumlu tutulması gerektiğini belirtmiştir .
Görüldüğü üzere işçinin usulüne uygun olmayan bir şekilde işini bırakması
sonucunda eski işverenin karşı karşıya olduğu zarar, sadece ihbar tazminatı
ödenerek değil, zararın bütününün tazmin edilmesi şeklinde giderilebilir
. Nitekim Yargıtay da madde hükmünde adı geçen zararın ihbar tazminatı
ile karşılanacak miktar anlamına gelmediğini belirtmiştir .
B. İSPAT KÜLFETİ
Eski işvereniyle olan belirli süreli hizmet sözleşmesini süre dolmadan
ya da belirsiz süreli hizmet sözleşmesini bildirim sürelerine uymadan
sona erdiren işçinin sözkonusu "usule uygun olmayan" davranışından dolayı
eski işverenine karşı sorumlu olacağını ifade etmiştik.
Bununla birlikte, işçinin yeni bir işverene bağlı olarak çalışması halinde
ise yeni işveren de, İş Kanunu md.15'de sayılan eylemlerden birinin faili
olursa, eski işverenin zararından işçi ile birlikte sorumlu olacaktır.
Fakat, yeni işverenin sorumluluğu ancak, eski işverenin zarara uğraması
şartına bağlıdır. Eğer, işçinin yukarıda belirtilen şekilde işini terketmesi
sonucunda eski işveren herhangi bir zararla karşı karşıya kalmıyorsa,
yeni işverenin sorumluluğu doğmayacaktır. Sözkonusu zararın varlığını
ise, bunu iddia eden eski işveren ispatlamalıdır. Nitekim Yargıtay da
çok yeni tarihli kararlarında bu noktaya temas etmiş ve yeni işverenin
sorumluluğunun eski işverenin zarara uğraması şartına bağlı olduğunu,
böyle bir zarar eski işveren tarafından ispat edilmeden yeni işverenin
sorumlu tutulmasının hatalı olduğuna hükmetmiştir .
C. GÖREVLİ MAHKEME
İş mahkemelerinin görecekleri davalar, 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun
1.maddesinde sınırlı olarak gösterilmiştir. Bu maddeye göre, İş Kanununa
göre, işçi sayılan kimselerle, işveren veya işveren vekilleri arasında
hizmet sözleşmesinden ya da İş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından
doğan uyuşmazlıkların çözüm yeri iş mahkemeleridir.
İş Kanunu md.15'e göre eski işverenin işçiye karşı zararın giderilmesi
talebiyle açacağı dava da bu açıklama ışığında doğal olarak iş mahkemelerinde
görülecektir. Ancak iki işveren arasındaki davaların iş mahkemelerinde
görülmesi mümkün olmayacak, bu çeşit davaların çözüm yeri genel mahkemeler
olacaktır . Yargıtay da vermiş olduğu bir kararda bu noktaya değinmiştir.
Kararda 5521 sayılı kanunun 1.maddesine göre, bir davaya iş mahkemelerinde
bakılabilmesi için, taraflardan birinin işçi olması gerektiği, her iki
tarafın işveren olması halinde ise uyuşmazlığın iş mahkemesinde görülemeyeceği
belirtilmektedir .
Musluoğlu ise, aksi görüşü savunmakta, yeni işveren aleyhine dava açılması
durumunda da görevli mahkemenin iş mahkemesi olması gerektiğini belirtmektedir.
Kendisine göre, dava İş Kanununun bir maddesinin ihlalinden doğmuştur.
Davacı ile davalı yeni işveren arasında hizmet ilişkisi olmadığı gerekçesiyle
hukuk mahkemesini görevli görmek, iş mahkemesinin oluşturulması amacına
uygun düşmeyecektir .
Eski işveren davasını tek bir dava dilekçesiyle hem işçi, hem de işverene
yöneltmişse (dava arkadaşlığı varsa ), iş mahkemesinin yeni işveren bakımından
davaları ayırmaması ve ona ait davaya da bakabilmesi kabul edilmektedir
.
D. ZAMANAŞIMI
İşçinin eski işvereniyle olan hizmet sözleşmesine usulsüz olarak son vermesi
ve yeni işverenin de md.15'deki fiillerden birinin ikası ile işçinin sorumluluğuna
katılması halinde, eski işverenin, zararının giderilmesi talebiyle açacağı
davanın ne kadarlık bir zamanaşımına tabi olduğu konusunda bir açıklık
yoktur. Bu nedenle genel hükümleri uygulamak gerekmektedir. Ancak, işçinin
ve yeni işverenin sorumluluklarının kaynakları farklıdır. İşçinin, sözleşmeden
doğan bir sorumluluğu olduğu halde, yeni işverenin sorumluluğu haksız
fiilden doğmaktadır. Bu nedenle işçiye karşı açılabilecek dava BK.md.125
gereğince 10 yıllık bir zamanaşımına, yeni işverene karşı açılabilecek
dava ise BK.md.60 gereğince 1 ve 10 yıllık zamanaşımına tabidir . Çenberci,
her iki sorumluluğun aynı zamanaşımına tabi olmasının şart olmadığını
savunurken , Saymen, işçi ile yeni işverenin BK.md.51 uyarınca eksik teselsül
şeklinde sorumlu bulunduklarını, md.51'in de sorumluluk bakımından, birden
çok kimsenin birlikte bir haksız fiil ika etmeleri halindeki sorumluluğu
düzenleyen md.50'ye atıfta bulunduğunu, bu nedenle hem işçiye hem de işverene
açılacak davaların BK.md.60 uyarınca 1 ve 10 yıllık zamanaşımına tabi
olmalarının mümkün olduğunu ifade etmektedir . Kanımızca, tarafların herbirinin
sorumluluğunun farklı zamanaşımına tabi olabilmesi mümkündür. Biz, yeni
işverenin sorumluluğunun niteliği bakımından, bunun haksız fiil olup olmamasına
göre bir ayrıma gittiğimiz için, İş Kanunu md.15/a bendinde düzenlenen
"sebep olma" durumunda haksız fiilin varlığını kabul ederek BK.md.60'daki
1 ve 10 yıllık sürelerin, İş Kanunu md.15/b ve c bentlerinde ise kanundan
doğan özel bir sorumluluğun varlığını kabul ederek, BK.md.125'de düzenlenen
10 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiğini düşünmekteyiz.
Yargıtay, borçlular arasında eksik teselsülün bulunması halinde zamanaşımının
sorumluluğa ne şekilde etki edeceğine ilişkin vermiş olduğu bir kararda,
eksik teselsülde borçlulardan birinin borcunun zamanaşımına uğramış olmasının
alacak miktarına etkili olmadığını belirtmiştir. Yine bu kuralın bir sonucu
olarak zamanaşımı def'inden ancak kendi borcu zamanaşımına uğramış olan
kişi yararlanabilecektir .
SONUÇ
İş Kanunu md.15 uyarınca yeni işverenin sorumluluğunun doğabilmesi için
herşeyden önce işçi ile ilgili bazı koşulların gerçekleşmesi gerekmektedir.
İşçinin sürekli bir hizmet sözleşmesi ile çalışırken süresi belirli olan
hizmet sözleşmesini süresi sona ermeden önce, yani haksız bir şekilde,
süresi belirli olmayan yani belirsiz süreli hizmet sözleşmesini de bildirim
sürelerine uymaksızın feshetmesi gerekmektedir. Hizmet sözleşmesini bu
şekilde haksız surette fesheden işçi başka bir işverenin işine girerse,
işçinin bu davranışı dolayısıyla eski işverenin uğradığı zarardan yeni
işveren de aşağıdaki üç koşuldan birinin gerçekleşmesi halinde sorumlu
olacaktır. Bunlar; a) işçinin bu davranışına yeni işverenin sebep olması,
b) yeni işverenin işçinin bu davranışını bilerek onu işe almış olması
ve c) yeni işverenin işçinin bu davranışını öğrendikten sonra dahi onu
çalıştırmaya devam etmesi durumlarıdır.
İşçinin belirli süreli hizmet sözleşmesini süresinden önce ve haklı bir
sebebe dayanmadan feshetmesinden doğan sorumluluk, BK.md.96 vd. maddelerinde
düzenlenen "akde kusurlu aykırılık" haline dayanmaktadır. İşverenin işçinin
davranışından uğradığı zarar BK.md.96 vd. maddeleri uygulanmak suretiyle
hesaplanacak tazminatla giderilecektir.
Belirsiz süreli hizmet sözleşmesinin işçi tarafından bildirim sürelerine
uymaksızın feshedilmesi durumunda ise işçiden, İş Kanunu md.13'e göre
belirlenecek ihbar tazminatının ve bazı durumlarda eğer ihbar tazminatını
aşan oranda bir zarar sözkonusu ise, İş Kanunu md.13/son'a göre belirlenecek
maddi ve manevi tazminatın da talep edilebilmesi mümkün olacaktır.
Hizmet sözleşmesini yukarıdaki şekilde kanuna aykırı bir şekilde fesheden
işçi ile birlikte onu işine alan yeni işverenin de sorumlu tutulabilmesi
için onun yukarıda sayılan üç koşuldan birini yerine getirmiş olması gerekecektir.
Burada işverenin sorumluluğunun niteliğini incelediğimiz zaman, (a) bendindeki
halde, yani işçinin davranışına "sebep olma" durumundaki sorumluluğun
bir haksız fiil sorumluluğu olduğu, diğer iki halde, yani (b) ve (c) bentlerinde
ise haksız fiil sorumluluğunun değil, kanundan doğan bir sorumluluğun
bulunduğu sonucuna varmaktayız.
Yine buradan hareketle, işçi ve yeni işveren arasındaki sorumluluğun BK.md.51
uyarınca eksik teselsül olduğunu söylemek mümkündür. 15.maddede açıkça
belirtildiği üzere, yeni işveren eski işverenin uğradığı zarardan işçinin
yanında hakimin belirteceği derecede sorumlu olacaktır. Burada ifade edilen
yeni işverenin zararın ne miktarından sorumlu olduğudur. Sonuçta eski
işveren, işçiye ya da yeni işverene ya da bunlardan her ikisine birden
başvurabilecektir. Gerek işçi gerekse yeni işveren aynı miktarda değil,
eylemlerine göre kendilerine yükletilen miktarda sorumlu olacaklardır.
Yeni işverene karşı açılan davanın 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu md.1
sebebiyle iş mahkemesinde açılması sözkonusu olmayacaktır. Ancak, işçiye
karşı açılan dava ile hem işçi hem de işverenin birlikte dava edilmeleri
durumunda iş mahkemesinin görevli olacağı kabul edilmektedir. |