| İşçinin Özen Yükümlülüğüne
Aykırı Davranışının İş Akdinin Feshi Açısından Geçerli Neden Sayılması
Cuma, 08 Ocak 2010 Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2008/39805 E., 2008/20726
K. Ve 13.07.2009 günlü kararında işçinin özen yükümlülüğünü ihlal etmiş
sayılması için ne tür olguların bulunması gerektiğini ve bu davranışların
hangi şartlar altında iş akdinin feshini geçerli kılacağını ayrıntılı
biçimde anlatmıştır. 4857 sayılı İş Kanunun'da 30 işçiden fazla işçi çalıştıran
işyerlerinde çalışan işçiler kıdemlerinin 6 ayı aşması ve belirsiz süreli
hizmet akdi ile çalışmaları halinde iş güvencesi kapsamında sayılmaktadır.
İş güvencesi kapsamında sayılmanın en önemli sonucu ise, bu işçilerin
iş akitlerinin feshedilmesi halinde feshin geçersizliğinin tespiti ve
işe iade talebi ile dava açabilmeleridir. Bu sebeple iş güvencesi kapsamına
giren işyerlerinde işveren bir işçisinin iş akdini feshedeceği zaman muhakkak
geçerli bir nedene dayanmak ve dayandığı nedenin geçerli olduğunu ispatlamak
zorundadır. İşverenin dayanabileceği geçerli nedenler yasada 2 ana başlıkta
toplanmıştır. Bunlar işçinin davranışlarından ve yeterliliğinden kaynaklanan
nedenler ile işyerinden veya işletmeden kaynaklanan nedenlerdir. İşte
Yargıtay'ın bu kararı işçinin davranışlarından ötürü gerçekleştirilecek
fesihlerde, işçinin özen yükümlülüğüne aykırı davranışlarının varlığı
halinde izlenecek yolu göstermektedir. İşçinin özen yükümlülüğü, dayanağını
Borçlar Kanunu'nun 321. maddesinden almaktadır. Buna göre, işçi görevi
olan işi özenle yapmakla mükellef olup, kasıt veya ihmalinden kaynaklanacak
zararı tazmin etmekle mükellef tutulmuştur. 4857 sayılı İş Kanunu'nda
da işçinin özen yükümlülüğüne aykırı davranışı, işverenin zararını tazmin,
iş akdinin haklı nedenle feshi ve tabii iş akdinin geçerli nedenle feshi
sonuçlarını doğurabilmektedir.
İncelememize konu kararda İş Sözleşmesinin geçerli neden olmadan davalı
işveren tarafından feshedildiğini belirten davacı işçi, feshin geçersizliğine
ve işe iadesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili, davacının
mesai saatlerine uymadığını, hastalara ters cevaplar vererek işine gereken
özeni göstermediğini, amirlerine saygısız ve itaatsiz davranışlarda bulunduğunu,
hastane ortamında yasak olmasına rağmen sigara içtiğini, davacıdan savunması
istenmesi üzerine savunmasını insan kaynaklarına bıraktığını, bunun üzerine
iş sözleşmesinin, İş Kanunu'nun 17. maddesi gereğince feshedildiğini belirterek
davanın reddine savunmuştur. Mahkemece davalı işverenin iddiaları her
ne kadar geçerli fesih sebebi ve işyerinde olumsuzluklara yol açan iddialar
olsa da; davacı işçinin imzasını taşımayan sonradan düzenlenecek şekilde
bilgisayar çıktısı ile alınan ve davacı tarafından inkar edilen savunma
belgesinin inandırılıcılıktan uzak olduğu, , davacının savunması alınmadan
iş akdinin geçersiz nedenle feshin son çare olduğu ilkesi gözetilmeksizin
feshedildiği gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
Yargıtay temyiz üzerine önüne gelen olayda öncelikle ve son derece isabetli
olarak . İşçinin davranışlarından kaynaklanan fesihte takip edilen amacı
somut biçimde tarif etmiştir. Buna göre amaç, işçinin daha önce işlediği
iş sözleşmesine aykırı davranışları cezalandırmak veya yaptırıma bağlamak
değil; onun sözleşmesel yükümlülükleri ihlale devam etmesi, tekrarlaması
rizikosundan kaçınmaktır. İşçinin davranışları nedeniyle iş sözleşmesinin
feshedilebilmesi için, işçinin iş sözleşmesine aykırı, sözleşmeyi ihlal
eden bir davranışının varlığı gerekir. İşçinin kusurlu davranışı ile sözleşmeye
aykırı davranmış ve bunun sonucunda iş ilişkisi olumsuz bir şekilde etkilenmişse
işçinin davranışından kaynaklanan geçerli bir fesih söz konusu olur. Buna
karşılık, işçinin kusur ve ihmaline dayanmayan sözleşmeye aykırı davranışlarından
dolayı işçiye bir sorumluluk yüklenemeyeceğinden işçinin davranışlarından
kaynaklanan geçerli fesih nedeninden de bahsedilmez.
Yargıtay'a göre, işçinin davranışlarından ve yeterliliğinden kaynaklanan
nedenler, aynı Yasanın 25. maddesinde belirtilen nedenler yanında, bu
nitelikte olmamakla birlikte, işyerlerinde işin görülmesini, önemli ölçüde
olumsuz etkileyen nedenlerdir. İşçinin davranışlarından veya yetersizliğinden
kaynaklanan nedenlerde, iş ilişkisinin sürdürülmesinin işveren açısından
önemli ve makul ölçüler içinde beklenemeyeceği durumlarda, feshin geçerli
nedenlere dayandığını kabul etmek gerekecektir.
Yargıtay işçinin davranışlarından kaynaklanan fesihte işverenin izleyeceği
yolu adım adım tarif etmiştir Buna göre, her şeyden önce, iş sözleşmesinin
işçi tarafından ihlal edilmesi gerekmektedir. Bu itibarla, önce işçiye
somut olarak hangi sözleşmesel yükümlülüğün yüklendiğinin belirlenmesi,
daha sonra işçinin, hangi davranışı ile somut sözleşme yükümlülüğünü ihlal
ettiğinin eksiksiz olarak tespit edilmesi gerekir. Hiç şüphesiz bu tespit
için işçi ile işveren arasında tanzim edilmiş bir iş sözleşmesi ve bu
sözleşme içiersinde ayrıntılı ve makul biçimde hazırlanmış görev tarifnamesi
ile men edilen fiiller listesi bulunmalıdır. Daha sonra ise, işçinin isteseydi
yükümlülüğünü somut olarak ihlal etmekten kaçınabilip kaçınamayacağının
belirlenmesi gerekir. Eğer işçinin yükümlülüğünü ihlal etmekten kaçınma
olanağına sahip ise öncelikle fesihten önce işçiye yazılı ihtar verilmelidir.
İşçinin, ihtara rağmen davranışını tekrar etmesi halinde İş Kanunu'nun
19. maddesi uyarınca savunmasının alınması gerekmektedir. Bu savunmadan
sonra ise iş akdinin feshi ancak geçerli nedene dayanmış sayılabilecektir.
Yargıtay'a göre geçerli fesih sebebinden bahsedilebilmesi için, işçinin
sözleşmesel yükümlülüklerini mutlaka kasıtlı ihlal etmesi şart değildir.
Bir diğer ifade ile işçinin göstermesi gereken özen yükümlülüğünü ihlal
etmek sureti ile ihmali davranış sergilemesi de ihlalin varlığından bahsedebilmek
için yeterlidir. Buna karşılık, işçinin kusuruna dayanmayan davranışları,
kural olarak işverene işçinin davranışlarına dayanarak sözleşmeyi feshetme
hakkı vermez. İşçinin iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini kusurlu
olarak ihlal ettiğini işveren ispat etmekle yükümlüdür.
Yargıtay incelediğimiz kararında işverenin yönetim ve talimat hakkının
neleri kapsayıp, neleri kapsamadığını da açık biçimde belirtmiştir. Buna
göre işveren, yönetim ve talimat hakkına istinaden, iş sözleşmesinde ana
hatlarıyla belirlenen iş görme ediminin, nerde, nasıl ve ne zaman yapılacağını
düzenler. Günlük çalışma süresinin başlangıç ve bitiş saatlerini, ara
dinlenmesinin nasıl uygulanacağını, işyerinde işin dağıtımına ilişkin
ya da kullanılacak araç, gereç ve teknikler konusunda verilecek talimatlar
bu türden talimatlar arasında kabul edilirler. İşverenin yönetim hakkı
işyerinde düzenin sağlanmasına ve işçinin davranışlarına yönelik talimat
vermeyi de kapsar. Buna karşılık, işverenin talimat hakkı, iş sözleşmesinin
asli unsurlarını oluşturan, ücretin miktarı ve borçlanılan çalışma süresinin
kapsamına ilişkin söz konusu olamaz. İşveren, tek taraflı olarak toplam
çalışma süresini arttırmak veya ücrete etki edecek şekilde azaltmak yetkisine
sahip değildir. İşverenin talimat verme hakkının, yasa, toplu iş sözleşmesi
ve bireysel iş sözleşmesi ile daraltılıp genişletilmesi mümkündür. Bir
başka açıdan ifade edilecek olursa, işverenin talimat verme hakkı, kanun,
toplu iş sözleşmesi ile bireysel iş sözleşmesi hükümleri ile sınırlıdır.
Bu itibarla, işveren, ceza ve kamu hukuku hükümlerine aykırı talimatlar
veremeyeceğinden, işçi bu nevi talimatlara uymak zorunda değildir. Bunun
dışında işveren işçinin kişilik haklarını ihlal eden talimatlar veremez.
İşveren diğer işçilerin lehine fakat bir veya birkaç işçinin aleyhine
sonuç doğuracak eşitsizlik yaratacak talimatlar veremeyeceği gibi işçiye
eza ve cefa vermek amacıyla da talimatlar veremez. Buna göre, işveren
talimat verirken eşit işlem borcuna riayet etmekle de yükümlüdür. İş sözleşmesinin
işçinin davranışı nedeniyle geçerli bir şekilde feshedilebilmesi için,
işçinin kendisine verilen ihtardan sonra bir defa daha yükümlülüğünü ihlal
teşkil eden davranışta bulunması gerekir. İşçiye verilen ihtardan sonra
yeni bir yükümlülük ihlali meydana gelmemişse, sırf ihtara konu olan davranışa
dayanılarak iş sözleşmesi geçerli bir şekilde feshedilemez. Çünkü ihtarın
verilmesiyle işveren, ihtara konu olan davranış nedeniyle iş sözleşmesini
feshetme hakkından örtülü olarak feragat etmiş bulunmaktadır.
Davranış nedeniyle fesih, ancak, sözleşmeyi sona erdirmeye oranla daha
hafif bir çare söz konusu olmadığında gerekli olur. Ölçülülük ilkesinin
ihtardan başka diğer bir aracı da çalışma yerinin değiştirilmesidir. Çalışma
yerinin değiştirilmesi feshe oranla daha hafif çare olarak gündeme gelen
bir araçtır. Ancak bu tedbirin uygulanabilmesi, işveren açısından mümkün
olmasına koşuluna bağlıdır.
İşverenin yönetim hakkı kapmasında verdiği talimatlara işçi uymak zorundadır.
İşçinin talimatlara uymaması, işveren duruma göre iş sözleşmesinin haklı
yâda geçerli fesih hakkı verir. İş Kanunu'nun 25. maddesinin II. bendinin
( h ) fıkrası, işçinin yapmakla görevli bulunduğu görevleri, kendisine
hatırlatıldığı halde yapmamakta ısrar etmesini, bir haklı fesih nedeni
olarak kabul etmektedir. Buna karşılık, yukarıda da ifade edildiği üzere,
İş Kanunu'nun gerekçesine göre, işçinin "işini uyarılara rağmen eksik,
kötü veya yetersiz olarak yerine getirmesi" geçerli fesih nedenidir.
Sonuç olarak iş güvencesi kapsamına giren işyerlerinde işverenler işçilerinin
davranışlarından veya yeterliliklerinden kaynaklanan fesihlerde, öncelikle
işçinin eyleminin kendi kusurundan kaynaklanıp kaynaklanmadığını tespit
edecek ve buna göre ihtarda bulunacaklardır. İşverenin iş akdini feshedebilmesi
ancak ve ancak ihtara rağmen ihlalin tekararı halinde mümkündür ki o zaman
da öncelikle yazılı savunma alınması ve fesihten daha hafif önlemlerin
araştırılması feshin en son çare olarak düşünülüp tatbik edilmesi gerekir.
17. Madde Süreli Fesih
Cuma, 01 Mayıs 2009
MADDE 17.- Belirsiz süreli iş sözleşmelerinin feshinden önce durumun diğer
tarafa bildirilmesi gerekir.
İş sözleşmeleri;
a) İşi altı aydan az sürmüş olan işçi için, bildirimin diğer tarafa yapılmasından
başlayarak iki hafta sonra,
b) İşi altı aydan birbuçuk yıla kadar sürmüş olan işçi için, bildirimin
diğer tarafa yapılmasından başlayarak dört hafta sonra,
c) İşi birbuçuk yıldan üç yıla kadar sürmüş olan işçi için, bildirimin
diğer tarafa yapılmasından başlayarak altı hafta sonra,
d) İşi üç yıldan fazla sürmüş işçi için, bildirim yapılmasından başlayarak
sekiz hafta sonra,
Feshedilmiş sayılır.
Bu süreler asgari olup sözleşmeler ile artırılabilir.
Bildirim şartına uymayan taraf, bildirim süresine ilişkin ücret tutarında
tazminat ödemek zorundadır.
İşveren bildirim süresine ait ücreti peşin vermek suretiyle iş sözleşmesini
feshedebilir.
İşverenin bildirim şartına uymaması veya bildirim süresine ait ücreti
peşin ödeyerek sözleşmeyi feshetmesi, bu Kanunun 18, 19, 20 ve 21 inci
maddesi hükümlerinin uygulanmasına engel olmaz. 18 inci maddenin birinci
fıkrası uyarınca bu Kanunun 18, 19, 20 ve 21 inci maddelerinin uygulanma
alanı dışında alan işçilerin iş sözleşmesinin, fesih hakkının kötüye kullanılarak
sona erdirildiği durumlarda işçiye bildirim süresinin üç katı tutarında
tazminat ödenir. Fesih için bildirim şartına da uyulmaması ayrıca dördüncü
fıkra uyarınca tazminat ödenmesini gerektirir.
Bu maddeye göre ödenecek tazminatlar ile bildirim sürelerine ait peşin
ödenecek ücretin hesabında 32 nci maddenin birinci fıkrasında yazılan
ücrete ek olarak işçiye sağlanmış para veya para ile ölçülmesi mümkün
sözleşme ve Kanundan doğan menfaatler de göz önünde tutulur.
T.C.
YARGITAY
9. HUKUK DAİRESİ
E. 2002/7902
K. 2002/21875
T. 20.11.2002
o İŞÇİ ALACAĞI DAVASI ( İhbar ve Kıdem Tazminatı ile İkramiye-Fazla Mesai
ve Ücret Alacağının Ödettirilmesi İstemi )
o BELİRLİ SÜRELİ HİZMET AKDİ ( Süre Sona Ermesine Rağmen Çalışmaya Devam
Eden İşçinin Sözleşmesinin Belirsiz Süreli Hale Dönüşmesi )
o İKRAMİYE ALACAĞI ( İşyerinde Uzun Bir Süre İkramiye Ödenmediği Anlaşıldığından
Bu Konuda Artık Bir İşyeri Uygulaması Olduğunun Kabul Edilmesinin Gerekmesi
)
o İŞYERİ UYGULAMASI ( Uzun Süreden Beri İşyerinde İkramiye Ödemesi Yapılmadığından
Bu Hususta İşyeri Uygulamasının Oluşması-Bu Nedenlede İkramiye Alacağının
Reddinin Gerekmesi )
o KIDEM TAZMİNATININ HESAPLANMASI ( İkramiye Ödemesi Yapılmaması Hususunda
İşyeri Uygulaması Oluştuğundan Kıdem Tazminatının Hesaplanmasında Bu Ödemenin
Dikkate Alınmamasının Gerekmesi )
1475/m.13,14,26
4857/m.11,17
ÖZET : Hizmet akdi belirsiz süreli hale dönüştüğüne göre belirli sürenin
bitiminden sonra süreli akit hükümlerine göre hareket etme olanağı bulunmamaktadır.
Belirli süreli akdin bitiminden sonra işyerinde uzun bir süre ikramiye
ödenmediği anlaşıldığına göre artık bu konuda bir işyeri uygulamasının
oluştuğu kabul edilmelidir. Bu nedenle, davacının ikramiye alacağının
reddine karar verilmeli, kıdem tazminatı bu ödeme dikkate alınmadan hesaplattırılıp
hüküm altına alınmalıdır.
DAVA : Davacı, ihbar, kıdem tazminatı, ikramiye, fazla mesai ile Haziran
ve Temmuz 1999 ücretinin ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla dosya
incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
KARAR : 1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni
gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında
kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Mahkemece davacı işçi ile işveren arasında imzalanan 1.1.1996-31.12.1996
dönemini kapsayan belirli süreli hizmet akdinde ikramiye uygulamasına
yer verildiği gerekçesi ile davacının 1997, 1998 ve 1999 yıllarına ait
ikramiye alacağı ve bu ödemeye göre hesaplanan kıdem tazminatı isteği
kabul edilmiştir.
Dosya içeriğine göre anılan belirli süreli akitten sonra davacının 15.7.1999
tarihine kadar ara vermeden çalışmasına devam ettiği 31.12.1996 tarihinden
sonra tüm işçilere olduğu gibi davacıya ikramiye ödenmediği anlaşılmaktadır.
Hizmet akdi belirsiz süreli hale dönüştüğüne göre belirli sürenin bitiminden
sonra süreli akit hükümlerine göre hareket etme olanağı bulunmamaktadır.
Belirli süreli akdin bitiminden sonra işyerinde uzun bir süre ikramiye
ödenmediği anlaşıldığına göre artık bu konuda bir işyeri uygulamasının
oluştuğu kabul edilmelidir. Bu nedenle, davacının ikramiye alacağının
reddine karar verilmeli, kıdem tazminatı bu ödeme dikkate alınmadan hesaplattırılıp
hüküm altına alınmalıdır. Yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması hatalı
olup, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ : Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin
alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 20.11.2002 gününde
oybirliğiyle karar verildi.
14. Madde - Çağrı üzerine çalışma / Mevsimlik işçi
Cuma, 01 Mayıs 2009 MADDE 14.- Yazılı sözleşme ile işçinin yapmayı üstlendiği
işle ilgili olarak kendisine ihtiyaç duyulması halinde iş görme ediminin
yerine getirileceğinin kararlaştırıldığı iş ilişkisi, çağrı üzerine çalışmaya
dayalı kısmi süreli bir iş sözleşmesidir.
Hafta, ay veya yıl gibi bir zaman dilimi içinde işçinin ne kadar süreyle
çalışacağını taraflar belirlemedikleri takdirde, haftalık çalışma süresi
yirmi saat kararlaştırılmış sayılır. Çağrı üzerine çalıştırılmak için
belirlenen sürede işçi çalıştırılsın veya çalıştırılmasın ücrete hak kazanır.
İşçiden iş görme borcunu yerine getirmesini çağrı yoluyla talep hakkına
sahip olan işveren, bu çağrıyı, aksi kararlaştırılmadıkça, işçinin çalışacağı
zamandan en az dört gün önce yapmak zorundadır. Süreye uygun çağrı üzerine
işçi iş görme edimini yerine getirmekle yükümlüdür. Sözleşmede günlük
çalışma süresi kararlaştırılmamış ise, işveren her çağrıda işçiyi günde
en az dört saat üst üste çalıştırmak zorundadır.
T.C.
YARGITAY
9. HUKUK DAİRESİ
E. 2007/8472
K. 2007/18732
T. 12.6.2007
o MEVSİMLİK İŞÇİ ( Askıya Alma İşleminden Bir Süre Sonra Davacının Tekrar
İşe Başlatıldığı - Davalı İşverence İş Sözleşmesi Feshedilmemiş Olup Her
Yıl Yapıldığı Gibi Askıya Alınmış Olduğundan İşe İade Davasının Reddi
Gerektiği )
o İŞE İADE DAVASI ( Davalı İşverence İş Sözleşmesi Feshedilmemiş Olup
Her Yıl Yapıldığı Gibi Askıya Alınmış Olduğundan Davanın Reddi Gerektiği
- Mevsimlik İşçi )
o SÖZLEŞMENİN ASKIYA ALINMASI ( Mevsimlik İşçi - Davalı İşverence İş Sözleşmesi
Feshedilmemiş Olup Her Yıl Yapıldığı Gibi Askıya Alınmış Olduğundan Davanın
Reddi Gerektiği )
4857/m.14, 18, 21
ÖZET : Davacı; feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini
istemiştir. Davacının davalıya ait işyerinde mevsimlik işçi olarak çalıştığı,
iş sözleşmesinin belli aralıklarla askıya alınıp tekrar işe başlatıldığı,
davacı tarafından fesih olarak değerlendirilen ve bu dava konusu yapılan
askıya alma işleminden bir süre sonra davacının tekrar işe başlatıldığı
anlaşılmaktadır. Mevcut olgulara göre davalı işverence iş sözleşmesi feshedilmemiş
olup, her yıl yapıldığı gibi askıya alınmış olduğundan davanın reddine
karar verilmesi gerekir.
DAVA : Davacı; feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini
istemiştir. Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır. Hüküm
süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi,
gereği konuşulup düşünüldü:
KARAR : Davacı işçi, iş sözleşmesinin geçerli neden olmadan davalı işverence
feshedildiğini ileri sürerek feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar
verilmesini, işe başlatılmama halinde ödenmesi gereken tazminat ile boşta
geçen süre ücretinin belirlenmesini istemiştir.
Davalı işveren, davacının mevsimlik işçi statüsünde ihtiyaç duyulan hizmetlerde
işe davet edilip iş ve ödenek durumuna göre çalıştırıldığını, iş sözleşmesinin
önceki uygulamalar gibi feshedilmeyip askıya alındığını, bu nedenle davanın
reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece iş sözleşmesinin dayalı işverence 14.4.2006 tarihinde feshedildiği
ve 1.6.2006 tarihinde iş başlı yaptırıldığı gerekçesiyle işe başlatılma
isteği ve işe başlatmama tazminatı konusunda karar verilmesine yer olmadığına,
boşta geçen süre ücret ve diğer haklarının verilmesi gerektiğinin tespitine
karar verilmiştir.
Dosya içeriğine göre davacının davalıya ait işyerinde mevsimlik işçi olarak
çalıştığı, iş sözleşmesinin belli aralıklarla askıya alınıp tekrar işe
başlatıldığı, davacı tarafından fesih olarak değerlendirilen ve bu dava
konusu yapılan askıya alma işleminden bir süre sonra davacının tekrar
işe başlatıldığı anlaşılmaktadır. Mevcut olgulara göre davalı işverence
iş sözleşmesi feshedilmemiş olup, her yıl yapıldığı gibi askıya alınmış
olduğundan davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile
boşta geçen süre ücret ve diğer haklarının hüküm altına alınması doğru
değildir.
Belirtilen nedenlerle, yerel mahkeme kararının 4857 sayılı İş Kanunun
20/3.maddesi uyarınca bozularak ortadan kaldırılması ve aşağıdaki şekilde
hüküm kurulması gerekmiştir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle,
1- A. 14.İş Mahkemesinin 18.1.2007 gün ve 35616 sayılı kararının bozularak
ortadan kaldırılmasına,
2- Davanın REDDİNE,
3- Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,
4- Davacının yapmış olduğu yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına,
davalının yaptığı ( 40.70 ) YTL yargılama giderinin davacıdan tahsili
ile davalıya ödenmesine,
5- Karar tarihinde yürürlükte bulunan tarifeye göre 450.-TL ücreti vekaletin
davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6- Peşin alınan temyiz harcının isteği halinde davalıya iadesine, kesin
olarak, 12.06.2007 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
|