| İşveren Vekiline Bağlı Olan
İşçinin İş Güvencesi Kapsamına Girip Girmediği
Salı, 15 Aralık 2009
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2008/ 34062 E., 2009/ 15081 K. ve 01.06.2009
tarihli kararında iş güvencesinden , bir diğer ifade ile işe iade davası
açma hakkından, yararlanma koşulları noktasında işveren vekili olmama
şartının hangi hallerde oluşup, hangi hallerde oluşmayacağını değerlendirmiştir.
Bilindiği üzere İş Kanumuzun 18 vd. maddelerinde düzenlenen feshin geçersizliğinin
tespitini talep ve işe iade davalarını açma noktasında işyerinden kaynaklanan
sebeplerden başka işçiden de kaynaklanan sebepler de aranmaktadır. Buna
göre işe iade davası açma hakkı ancak 6 aydan ziyade belirsiz süreli iş
sözleşmesi ile çalışma ve işveren vekili olmama şartlarına bağlı kılınmıştır.
İşyeri açısından da 50'den fazla işçi çalıştırma şartı aranmaktadır. Bu
çerçevede açıklığa kavuşturulması gereken ve uygulamada da duraksamalara
neden olan husus işveren vekili olmama şartından ne kastedildiğidir. İncelediğimiz
karar tam olarak bu konudadır. Karar işveren vekili olmaktan ne anlaşıldığının
izahından başka işyerindeki hiyerarşik yapıda işveren vekiline bağlı olan
kişinin de iş güvencesi noktasında durumunu açıklığa kavuşturması açısından
büyük önem taşımaktadır.
İncelemeye konu kararda davacı işçi, iş sözleşmesinin geçerli neden olmadan
işverence feshedildiğini ileri sürerek feshin geçersizliğine ve işe iadesine
karar verilmesini, işe başlatılmama halinde ödenmesi gereken tazminat
ile boşta geçen süre ücretinin belirlenmesini istemiştir. Davalı işveren,
davacının işe iade davası açma ön şart olana işveren vekili ve yardımcıları
olmama koşulunu karşılamadığını, davalı şirketin kusuru bulunmayan uçak
kaçırma ve uçak kazası olaylarından sonra yolcu sayısının hızla düştüğünü,
kredibilitesinin azaldığını, ekonomik bakımdan çok zor duruma düştüğünü,
davalı şirket davacının iş akdini istihdamın etkinleştirilmesi için verimliliği
arttıracak şekilde etkin ve rasyonel bir istihdam politikası izlemek üzere
yapılan reorganizasyon çalışmaları kapsamında zorunlu olarak fesih ettiğini,
iş sözleşmesinin geçerli sebeple fesih edilmiş olması nedeniyle davanın
reddini istemiştir. Mahkemece işverenin vekili ya da işveren vekilinin
yardımcısı olmadığı, iş sözleşmesinin geçerli neden olmadan feshedildiği
gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
4857 sayılı İş Kanunu'nun 18. maddesi uyarınca işçinin iş güvencesi hükümlerinden
yararlanabilmesi işçinin işletmenin bütününü sevk ve idare eden işveren
vekili ve yardımcıları veya işyerinin bütününü sevk ve idare eden ve işçiyi
işe alma ve işten çıkarma yetkisi bulunan işveren vekili konumunda bulunmaması
gerekir.
İş güvencesinden yararlanamayacak işveren vekillleri herşeyden önce, işletmenin
bütününü sevk ve idare eden işveren vekilleri ile yardımcıları olduğuna
göre, işletmenin tümünü yöneten genel müdürler ile yardımcıları iş güvencesi
hükümlerinden yararlanamayacaktır. Ancak belirtelim ki, işyerinde genel
müdür veya genel müdür yardımcısı unvanının kullanılması tek başına iş
güvencesi kapsamı dışında bulunma sonucunu doğurmaz. Önemli olan, kendisine
temsil yetkisi verilip verilmediği ve işletmenin bütününü yönetip yönetmediğidir;
bu hususta görev tanımı ve konumuna bakmak gerekir.
İş güvencesinden yararlanamayacak işveren vekilllerinin ikinci grubunu,
işletmenin değil de işyerinin bütününü yöneten ve işçiyi işe alma ve işten
çıkarma yetkisi bulunan işveren vekilleri teşkil eder. Buna göre, işletmenin
bütününü sevk ve idare edenler, başka bir şart aranmaksızın işveren vekili
sayılırken; işletmenin değil de işyerinin bütününü sevk ve idare edenlerin
18. madde anlamında işveren vekili sayılabilmesi için ilave olarak, işçiyi
işe alma ve işten çıkarma yetkisini haiz olması şartı aranır. İşyerinin
tümünü sevk ve idare ile işçiyi işe alma ve işten çıkarma yetkisi katlanmış
olarak, birlikte aranır. Bu işyeri işletmeye bağlı bir işyeri de olabilir.
Dolayısıyla bir banka şubesi müdürü ile fabrika müdürü, işyerini sevk
ve idare etmekle beraber, özgür iradesi ile işçi alma ve işten çıkarma
yetkisi yoksa İş Kanunu'nun 18. maddesi anlamında işveren vekili sayılmaz.
İş güvencesinden yararlanır. Aynı şekilde, işe alma ve işten çıkarma yetkisi
bulunan insan kaynakları müdürü ile personel müdürü, işyerinin tümünü
yönetmediğinden iş güvencesi hükümlerinden yararlanabilecektir. Ancak
işletmeye bağlı bir işyerinde, bu işyerinin tümünü sevk ve idare eden,
ayrıca işe alma ve işten çıkarma yetkisi olan işçi, iş güvencesi hükümlerinden
yararlanamaz.
İncelememize konu olayda davacı, davalıya ait işyerinde insan kaynakları
başkanı olarak çalışmaktadır. Davalı işverence organizasyon şeması sunulmuşsa
da davacının işveren vekili yardımcısı olup olmadığı tam olarak anlaşılamamıştır.
Mahkemece sözü edilen şemada davacının üstü konumunda 8 kişinin bulunduğu
belirtilmiş ise de bu durum kesinlik arz etmemektedir. Davalı işveren,
davacının doğrudan şirket CEO'suna bağlı işveren vekili yardımcısı olduğunu,
bu nedenle işçi alma ve çıkarma yetkisinin aranmayacağını belirtmiştir.
Yargıtay bu olayda, işletme bazında davacı doğrudan işveren vekiline bağlı
ise işveren vekili yardımcısı konumunda kabul edilmesi gerektiğini söylemiştir.
Bu durumda ayrıca işçi alma ve çıkarma yetkisinin bulunup bulunmadığı
önemli görülmemiştir.
İş Akdinin Feshinde Ölçülülük İlkesi
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi incelememize konu kararında iş akdinin feshinde
ölçülülük ilkesinden ne anlaşılması gerektiğini belirtmiştir. Genel İş
Hukuku uygulamasında ölçülülük kuralına aykırılık çoğunlukla yapılan fesihlerin
geçersizliğine hükmedilmesine sebebiyet vermektedir. Bununla birlikte
konu çok fazla yüksek mahkeme kararlarına da yansımamıştır.
İncelediğimiz karara konu davada, davacı iş akdinin görevini savsakladığı
ileri sürülerek haklı neden olmadan feshedildiğini belirterek kıdem, ihbar
tazminatı ve izin ücreti istemiştir. Davalı, davacının birçok kez uyurken
yakalandığını bu nedenle is akdinin feshedildiğini savunmuştur. Mahkemece
vardiya amiri olan davacının uyurken yakalandığının tutanak tanıklarının
ifadeleriyle sabit olduğu için feshin haklı nedene dayandığı gerekçesiyle
dava reddedilmiştir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık feshin haklı olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Yargıtay kararı temyiz makamı olarak incelemiş ve bozmuştur. Yargıtay
öncelikle Davalı tarafından dosyaya sunulan davacıya ait işyeri şahsi
sicil dosyasında davacının mesai saatlerinde uyuduğuna dair herhangi bir
tutanak, uyan ya da belgeye rastlanmadığını ortaya koymuştur. Davalı birçok
kez davacının bu nedenle uyarıldığı iddiasını kanıtlayamamıştır.
Yargıtay bununla birlikte dinlenen tanıklarının beyanlarını da değerlendirmiş
ve tam bu noktada ölçülülük ilkesini göz önüne almıştır. Yargıtay her
ne kadar dinlenen tutanak tanıklarının, olay tarihinde davacının uyuduğunu
ifadelerinde beyan etmişlerse de davacının daha önce benzer eylemde bulunmadığı
anlaşıldığından ve çalışma süresi de dikkate alındığında davacının iş
akdinin feshinin ölçülülük ilkesi gereği ağır bir sonuç olduğu kabul edileceğine
hükmetmiştir.
Görüldüğü üzere Yargıtay iş akdinin feshi noktasında işverenin fesih kararını
verirken ölçülü olması gerektiğini belirtmiştir.Ölçülülükten kastedilen
ise anlaşılacağı üzere iş akdi ikaz, ihtar ile devam ettirileceği durumlarda,
feshi fırsat bilircesine iş akdini feshetmemektir.Yani ortada var olan
ihlalin, işçinin daha evvelki davranışları, iş ahlakı ve disiplini ile
kıdemi noktasında mazur görülebilecek mahiyette olması halinde işverenin
iş akdini feshetmeyerek, işyeri disiplinini temin edecek nispette bir
işlem yapması gerekmektedir.
|